Monthly Archives: Ağustos 2010

Ağustos Güzellemeleri

Tatile gidemeyenler, işleri başından aşanlar,manyetik alanların etkilerini vücutlarında hissedenler, değişiklik arayanlar, İstanbul’da aynı şeyleri yapmaktan sıkılanlar toplaşın ! Son günlerde bana keyif veren 2 aktiviteye katıldım, biri ‘sulu’, diğeri ise hızlı ve adrenalinli:)

Öncelikle geçen hafta gittiğim SuAda hakkında iki kelam edeyim.. Bilindiği üzre, burası yılların Galatasaray Adası; spor klübünün aktivitelerine ev sahipliği yapan, camianın pek sevdiği bir adacıkken, önce BuzAda adı altında eğlence sektörüne hizmet ediyor, daha sonra da SuAda adını alarak günümüzdeki haline geliyor.

Mekan büyüleyici, boğazın ortasında püfür püfür yemek yemenin ya da havuza girmenin keyfi paha biçilemez..İşletmeciler de böyle düşünmüş olacaklar ki, şezlongların tamamen dolu olmasına aldırmadan içeriye gelen her misafiri almaya devam etmekte bir sakınca görmüyorlar.. Biraz geç gittiğimiz için, adım atacak yerin zor bulunduğu havuz kenarında 2 tur atıp güç-bela yer tutarken, hafta arası havuz keyfinin çok daha konforlu ve eğlenceli olacağını düşündüm..

Adanın tuzlu suyunda köprüye karşı yüzmek insanın içindeki gerilimi alıp boğaza karıştırıyor, denizin ortasında yüzme hissi, nereye baksanız gördüğünüz şıkır şıkır su, gelip geçen tur tekneleri, şık yatlar, salaş kayıklar insanı şehirden alıp tatil beldesine ışınlıyor..

Acıkanlar için 5-6 tane alternatif mevcut, zaten herkes mayosunun üzerine bir çaput geçirip havuzun hemen yanındaki mekanlarda karnını doyuruyor.

Denizi deli gibi seven, ama havuz alışkanlığı hiç olmayan biriyim, son 5 senede belki 5 kere bile havuza girmemişimdir..Buna rağmen bu adacığın havuzu –belki tuzlu su olduğundan– beni pek tatmin etti..Yazının başında da belirttiğim gibi; henüz tatil yüzü görmemiş, sıcaktan buharlaşmış haldeyseniz, burayı tavsiye ederim..[Dipnot; adaya Kuruçeşme’den ücretsiz ulaşım mevcut]

Gelelim diğer atraksiyona.. Hayatımda en mutlu olduğum yerlerden biridir Lunapark..Işık hızıyla oradan oraya uçan trenlere binip korkudan çığlık atmaya, çarpışan arabalara, halka atıp çubuklara geçirmeye çalışmaya; kısacası  o hengamede kendimi kaybetmeye bayılırım..

Dün bir işim için Bostancı’ya gitmişken, hazır pek sevdiğim arkadaşlarım da yanıma gelmişken, e Lunapark tüm rengarenkliğiyle yanımızda dikilirken bu şansı tepmek olmazdı.. Orada bulunduğumuz 2 saat boyunca, heyecan, eğlence ve korkudan başka bir his yaşamadım diyebilirim..

Özellikle bir alet vardı ki, tasvir etmeden geçemeyeceğim..Balerin şeklinde bir mekanizma düşünün, 2şerli koltuklara biniyorsunuz ve arka arkaya vagonlara diziliyorsunuz..Öyle korkunç bir hızda dönüyor ki, izlerken önünüzden geçenlerin suratını seçme imkanınız olmuyor, yuvarlak alet bir çizgi halinde görünüyor..Zaten iki kere hızı doruk noktasına ulaşıyor ve arada bir mola veriliyor, herhalde ayılıp bayılan var mı, ona bakıyorlar:) Çünkü o hıza belli bir süreden fazla tahammül etmek mümkün değil..Tabii bu sırada sizi uyduruk bir emniyet kemerine bağlı demirin tuttuğunu söylemeden geçmeyeyim.. Gondolların emniyetinin de her an çıkacakmış gibi duran bir çubukla sağlandığını düşünürsek; aletlerin güvenilirliği konusunda şüpheci olmak gerek ..  Aslında buna ‘kelle koltukta eğlence’ de diyebiliriz:)   Herkese püfür püfür, limonata ferahlığında ağustoslar..

2 Yorum

Filed under Biri Kaçamak mı Dedi ?, içimden geldiği gibi