Category Archives: Gündem

İyimser Karantina

Salgın, pandemi, ‘evdeki mutluluk’, karantina sözcüklerini içeren bir metin daha okuyacak gücü ve sabrı olanları, yayınevim Tara Kitap’ın sitesindeki son yazıma davet etmek isterim.

https://www.tarakitap.com/blog/karantina-bana-ne-ogretti-zeynep-albaraz-gencer

Herhangi bir dönemde aydınlanmak, bilinçlenmek, ermek mecburiyetinde değiliz elbette.

Berbat hissedebiliriz, geriye gidebiliriz, geçmişte boğulabilir veya kaygılarımızın beyin hücrelerimizi darp etmesine izin verebiliriz.

Tercih tamamen bize ait.

Ben bu kez kendimi hırpalamamayı, dağarcığımı doldurmayı ve öğrenmeyi tercih ettim.

 

Mutlu günler…

 

5 Yorum

Filed under Gündem, içimden geldiği gibi

Korona Güncesi – Tarihe bir not

“Öyle garip bir dünya.

Olmaz dediğin ne varsa hepsi olur.

“Düşmem” dersin düşersin, “Şaşmam” dersin şaşarsın.

En garibi de budur ya; “Öldüm” der durur, yine de yaşarsın.”

Mevlana

 

Mevlana’nın bu dizelerini nicedir şiar edinmiştim edinmesine de, bu felsefenin tüm gezegene uyarlanabileceğini, sanıyorum hayal edememiştim.

Başlıkta “tarihe bir not” yazdım ama külliyen yalan. Yine kendi ölümsüzlüğümün peşindeyim herkes gibi.

120 yıl sonra birisi -internet hâlâ günümüz metodlarıyla  kullanılacaksa-, arama motoruna “korona” yazdığında bulunmak istedim. Zaten koskoca, anlı şanlı dünya tarihinin, benim günceme ihtiyacı olduğunu da sanmıyorum.

İnanması/alışması güç, her sabah uyandığımda “yine o sürreal rüyalarımdan mı gördüm” dedirten, gün sonunda “vaka sayısı” açıklaması beklediğim, insanların öldüğü ve adı-sanı olmayan birer istatistiğe dönüştüğü, “ellerinizi yıkayın” gibi tuhaf uyarıların yapıldığı, kimseye sarılamadığım, sokakta maskeli/eldivenli, birbirini şüpheyle süzen insanların peydahlandığı, işimi, sıradan özgürlüklerimi özlediğim absürt günler… (gerekliliği tartışılır bilgi: Absürt kelimesi, Latince “absurdum” sözcüğünden geliyor.)

Şimdi ben kendi hayatımı nasıl irdelemeliyim? Pandemi öncesinde dert edindiğim, canımı sıkan, gönlümü yoran konuların “aslında ne kadar önemsiz olduğunu” düşünüp, “her şeyin başı sağlık” düsturuyla mı hareket etmeliyim?

Yoksa tam tersi; “Korona’dan darbe yemezsek depremde, olmadı meteorda, bir hastalık veya kazada, o da tutmazsa ecelimle ölüp gideceğim. Uzun yaşasam bile, her gece “ölmesinler” diye dua ettiklerimin gidişini izleyeceğim. Hep söylüyorum sana, şu uçsuz bucaksız gibi görünüp, her nasılsa 3 günlük olabilen ömrü istediğin gibi yaşa be kızım” diye kendime diklenmeli miyim?

‘Normal’ zamanda bile ne düşüneceğimi, ne hissedeceğimi karıştırırken; hepimiz için sıra dışı olan bu günleri öğrenmeye, düşünmeye, okumaya ve üretmeye mi ayırmalıyım? Peki kuyrukları birbirine değmeyen tilkilerim ne olacak? Kim yardım edecek bana? Psikologlar mı? Anti-depresanlar mı? (“Onlar da terk ederdi, olmasa param” mırıldanmasıyla kendimi güldürdüm  şu aşamada.)

Kimsenin içimizdekileri bilmediği bir dünyada, yaşamaya çalışıyoruz anlaşılmak umuduyla” cümlesini daha 1 sene önce sen yazmadın mı Zeynep? Niye hala anlaşılmak, onaylanmak, hissedilmek peşindesin? Akıllan artık, bak dünya ikinci rönesansı yaşıyor!

Bu kadar laf salatası yetişir, “karantina günlerinde yapılacaklar” listelerine bir yenisini de ben ekleyeyim. Hep savunduğum gibi; “Bir kişinin bile gününü güzelleştirirse, amacına ulaşmış olur.”

1- Yüzlerce kez yazılan maddeyi tekrarlamazsam olmaz: Evde birikmiş, “boş zamanımda okurum” dediğiniz kitapları, ilgilendiğiniz konulardaki internet makalelerini; bilim/moda/teknoloji/edebiyat dergilerini, ders kitaplarınızı ve ufkunuzu genişletecek yazıları okuyun.

 

2- Hayatınızda değiştirmek istediğiniz konuları, nefret ettiklerinizi, ayıplanma ve dışlanma korkusuyla kimseye söyleyemediklerinizi, karaciğerinizi delen aşkınızı, çocukluk acınızı ve gelecek kaygılarınızı yazın. Eğer evde bunu didikleyip karıştıracak kimse yoksa, her gün yazın ve saklayın. Aksi durumda yırtın, yakın. (veya kitaplaştırın, herkes okusun – mahlas kullanabilirsiniz.)

 

3- İdealist ve çalışkan iseniz, eğitim sitelerinden ilgi alanınıza dair bir şeyler öğrenin. Şu iki bağlantıda örneklerini bulabilirsiniz:

https://toptalent.co/dunyanin-en-iyi-14-ucretsiz-online-egitim-sitesi

https://blog.youthall.com/ucretsiz-online-egitim-alabileceginiz-en-iyi-7-web-sitesi

 

4- On yıldır açmadığınız çekmeceleri karıştırıp eski fotoğrafları, kıymet verdiğiniz ama kimden kaldığını bile hatırlamadığınız anıları bulmak suretiyle hüzünlenin ve hızlıca toparlanıp size ağırlık veren her türlü objeyi bertaraf edin. (işe yarayacakları, giymediğiniz kıyafetleri ve kullanılabilir durumdaki aletleri, karantina sonrasında ihtiyacı olanlara vermek üzere istifleyin. (Başka insanları umursamıyor olsanız bile, evdeki kalabalıktan kurtulmak için)

 

5- Bağış yapın. Hesabınızı sarsmadan, yerinizden bile kalkmadan birine ‘iyilik’ yapabilmenin hazzını yaşayın.  Aşağıdaki bağlantıda, 3 yıl önce buraya sonrasında kitabıma koyduğum “Evlat” yazısı mevcut. Yardım yapabileceğiniz bazı dernekleri sıralı olarak görebilirsiniz. Veya bunlar dışında, münferit yardım bekleyen, güvenilir kişilerin paylaştığı ihtiyaç sahiplerini takip edebilirsiniz.

https://albaraz.com/2017/07/05/evlat/

 

6- Film, belgesel, dizi ve tiyatro kayıtları izleyip, gerçek dünyanın biraz dışına çıkın.

 

7- Hayatınızdaki (veya artık hayatta olmayan) kişilerden birini seçin ve ona hitaben mektup yazın. Saçma mı geldi? Yazdıktan sonra yaşadığınız ruh karmaşası esnasında bunu bir kez daha düşünün. Sansürlemeden yazın.  Senelerdir içinizde tuttuğunuz bir duyguyu detaylıca anlatın. Kardeşinizle ilgili kendinize bile itiraf edemediğiniz hisleri, annenize haykırmak istediklerinizi, çocuğunuza duyduğunuz kocaman sevgiyi ve ona öğretmek istediklerinizi, can yakan aşkınızdan haberdar bile olmayan kişiye duyduğunuz korkunç özlemi veya sizi anlıyormuş gibi hissettiğiniz yazara olan empatinizi yazın.

Kimse okumayacak. Kimse bilmeyecek. Tüm çıplaklığıyla yazmaya cesaret edebilirseniz, keyifli oyun. Sonunda ağlasanız bile.

 

Bu salgın günleri geçecek, her şey düzelecek” gibi cümleler kuramıyorum ben. Salgın tek derdimiz değil ki bu gezegende. Sonrasında da sıkıntılarımız olacak, bazen çok güleceğiz, bazen öleceğiz, ama onlar da geçecek. Toplam insan sayısı kadar hüzün ve mutluluk olmaya devam edecek. Korona pandemisini yaşayan insanların hiçbiri 120 yıl sonra toprak üzerinde olmayacak, her şey unutulacak.

İşte o yüzden yazdım bu yazıyı.

120 yıl sonra herkes gittiğinde, birileri beni bulsun ve “anlasın” diye.

 

 

18 Yorum

Filed under Enteresan Deneyimler, Gündem, içimden geldiği gibi

Yeni Sene Temennileri

Yaklaşık 10 yıl önce yazdığım yeni yıl dileklerimi okuyunca bir tuhaf oldum. Listenin çoğunun aynı kalmış olmasına sevinmeli miyim, üzülmeli miyim bilemedim.

Bu sene kolaya kaçıyorum ve 2010 yılını bitirirken yazdığım temennilerimi kopyalıyorum.

 

“(…)

7 yaş çocuk naifliğindeki listemi şu anda oluşturmakta ve burada ifşa etmekte sakınca görmüyorum:)

*Ailemde, eşimde-dostumda ve bende herhangi bir sağlık sorunu olmaksızın, çok dinamik, enerjik bir hayat

*İç huzurun tavan yaptığı, insan ilişkilerinde mutluluğun doruğa ulaştığı bir sene

*Stresten uzak, kahkahası bol, neşeli ve huzurlu bir iş hayatı (bkz. Ütopya)

*Yanında olmaktan keyif aldığım canlılarla uzun sohbetler, gülmekten ağzımın ağrıdığı zaman dilimleri

*Kimseye kırılmadan, gücenmeden; bittabi kimsenin de kalbini kırmadığım, gül gibi geçinip gittiğimiz bir yıl

*Duyarlılıktan vazgeçmeyen, dünyada başkalarının da yaşadığının ve özgürlüğün başkalarının hakkına tecavüz olmadığının idrak edildiği, benim de aklımın köşesinden hiç ayırmadığım bir mantalite

*Etrafımdaki –hatta dünya üzerindeki- insani duygularını kaybetmemiş, canavara dönüşmemiş, “aklı hür, vicdanı hür, irfanı hür” insanlarda artış

*Ülkede yaşanan saçmalıkların sayısında yaşanan azalma ile şaşırılan, şok olunan günler

*Buraya yazamayacağım bir madde daha”


2020’den not: Ülkede yaşanan saçmalıklar azalmak şöyle dursun, katlanarak arttı.

Bir 10 sene daha görür müyüm, görsem de burada tekrar liste yapar mıyım bilmiyorum. Lakin o zaman da “7 yaş naifliğini” koruyabilmiş olmayı çok isterim.

Bolca kahkaha attığımız ve sevindiğimiz, sağlıklı bir sene olsun; simetrisini sevdiğim 2020.

Mutlu Yıllar.

 

4 Yorum

Filed under Gündem, içimden geldiği gibi

Utanç

11 emniyet mensubunun şehit edildiği, 74 kişinin de yaralandığı haberiyle başladık güne… Gazeteden okuyoruz, “of bu kadar kişi ölmüş, şu kadar da yaralı var” deyip, sayısal verilerle doğru orantılı olarak ahlanıp vahlanma miktarımızı arttırıyoruz. Oysa ne fark eder ki..Parmağın kesilse acıdan bağırıyorsun, ayağını çarpsan ortalığı inletiyorsun. Orada birileri kan revan içinde kalıyor, yere düşüyor, kalbi duruyor..Ölüyor. Hani saçma sapan olaylara üzülünce “ölüm yok ya ucunda” deriz ya..Orada var işte, hem de öyle böyle değil. Cehennem gibi.

Eskiden şehit haberleri geldiğinde ortalık birbirine girerdi, hele böyle yüksek sayıda vefat ve yaralanma varsa. Fakat sonra ne oldu bilmiyorum, sanki yavaş yavaş acı ve yas eşiğimiz göğe yükseldi. Terör, bomba, çatışma ve ‘savaş’ haberleri alt yazı ile verilir oldu.

Keyifli anıları, gezdiğim-gördüğüm yerleri yazmak isteğiyle yola çıkmıştım bu blogu hazırlarken..Ama artık utanıyorum… Sürekli birileri öldürülürken, ülkenin üzerinde aklımın bile almadığı oyunlar dönerken tutup da en son izlediğim filmin beni ne derece etkilediğini ya da geçen hafta gittiğimiz meyhanedeki mezeleri anlatmam mümkün değil.  En fenası da, haberleri okuduktan veya izledikten sonra, günlük işlerime devam edebiliyor, gülebiliyor olmam…

Evet dünya böyle, insanoğlu unutmasa yaşayamaz, ateş düştüğü yeri yakar; biliyorum. Ama ben bu dünyanın faniliğine ve acımasızlığına bir türlü tam alışamıyorum.

 

Fenalıkların ilki ve en büyüğü,haksızlıkların cezasız kalmasıdır.

Eflatun

 

Belki de bu Dünya, başka bir gezegenin cehennemidir.

Aldous Huxley

 

Şunu her zaman görmeye çalış; tüm pisliğine ve kalleşliğine rağmen dünya, yine de insanoğlunun biricik ve güzel evidir.

A. Claudius

 

Yorum bırakın

Filed under Gündem, içimden geldiği gibi

Bunalım

Gün geçtikçe daha da zorlaşmaya başladı benim için buraya yazı yazmak…Daha önce de birçok kez hissettiğim gibi; yine nasıl bir ülkede yaşadığımızı, dünyanın her yerinin nasıl bu kadar kaos dolu, ürkütücü bir hal aldığını sorguluyorum günlerdir.

O korkunç gece ve takip eden günlerde öyle bir karamsarlık çöktü ki içime, Fuzuli’nin dediği gibi, “Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil”…Günlerdir neler olup bittiğini anlamaya, öğrenmeye çalışıyorum, ama sanırım ne kadar okusak da, izlesek de algılayabildiğimiz kısım, olan bitenin belki de sadece onda biri. Kanımı donduran görüntüleri gözümün önünden atmam mümkün değil.
Onca kişi hayatından oldu, yaralandı, bombalar patladı, savaş uçaklarının korkunç sesi kulaklarımızdan silinmedi ve ‘ülke elden gidiyor mu’ korkusu ile saatler, günler geçti.

Evet, bu ülke yakın ve uzak tarihinde onlarca badire atlattı, her seferinde silkelendi, ayağa kalktı. Ama bu kadar vahşiliğe, gözü dönmüşlüğe şahit olmuş muyduk, bilmiyorum.

Her yazımda, konuşmamda tekrara düşmüş oluyorum bunu söyleyerek; ama bizi nasıl günlerin beklediğini gerçekten hiç kestiremiyorum. Belki de en dibe vurduk ve önümüzdeki günler biraz daha aydınlık, temiz olacak. Böyle düşünmek ve buna inanmak istiyorum.

Bir gün her şeyin daha iyi olacağını düşünmek, umudumuz;
Bugün her şeyin iyi olduğunu düşünmek, yanılgımızdır…
Voltaire

2 Yorum

Filed under Gündem

Çukur

Şehit, tecavüz, terör, cinayet, siyaset (!)… Memleketin düştüğü durumu anlatmak için bu sözcükler yeterli sanırım. Her gün güzel insanlar ölüyor, birilerinin içi yanıyor, 3 yaşındaki bebek tecavüze uğradığı için ölebiliyor. Bir kız çocuğu, babasının tecavüzü sonucu hamile kalıyor. Yazacak, söyleyecek sözler çoktan bitmişti zaten.  Sadece içimi dökmek için yazıyorum ..Bu kadar pislik nerede yetişiyor, nasıl bu kadar kötü olunuyor ? Düşünüyorum düşünüyorum, bulamıyorum.

Ben isterdim ki, gittiğim, gördüğüm yerleri yazayım huzurla..Mesela o çok beğendiğim meyhaneden bahsedeyim,  yediğimizi, içtiğimizi anlatayım, ağladığım filmlerden, hislendiğim şarkılardan dem vurayım. Ama yok, içim buz gibi.

 

Aptallara göre insanlar; ırk, cinsiyet, milliyet, yaş, statü, renk, din ve dil başta olmak üzere 8’den fazla kategoriye ayrılırlar. Halbuki olay bu kadar komplike değildir. İnsanlar sadece 2’ye ayrılırlar: İyi insanlar ve kötü insanlar.

Albert Einstein

Dünya yaşamak için tehlikeli bir yer; kötülük yapanlar yüzünden değil, durup seyreden ve onlara ses çıkarmayanlar yüzünden.

Albert Einstein

Yorum bırakın

Filed under Gündem, içimden geldiği gibi

Kirlilik

Gece 3’te dışarıda ne işi vardı?” diyenlere “İnsan gece ilaç aramaya da çıkabilir, hasta da olabilir” diye mazeret bulunmasına gerek yok…Olmamalı. Eğer gerçekten özgürsek; insan istediği saatte, istediği eğlenceden gönül rahatlığıyla dönebilmeli. Ama ülkemizde bir “insanın” tecavüze uğraması ile ilgili yapılan yorumlar bile, eylemin kendisi kadar mide bulandırıcı.

Olayın Bağdat Caddesi’nde olması değil esas nokta, zira bu şerefsizlik nerede olursa olsun tepki göstermeliyiz. 13 yaşında bir çocuk, dayısının tecavüzüne uğrayıp hamile kalıyor, başka bir genç kız; tacize uğradığını öğrenen babası tarafından öldürülüyor. Bunun gibi yüzlerce vaka okuyor, duyuyoruz. Biliyorum; düşüncelerimi buraya yazmam hiçbir şeyi değiştirmeyecek belki, ama sessiz kalmak olmaz. Hastalıklı zihniyetlerin yok olmasını diliyorum. Elimden başka da bir şey gelmiyor.

Yazının başlığı “kirlilik”, sanki içimiz pisleşmiş artık. Burada içimi döktüğüm, gündemdeki olaylardan şikayet ettiğim yazılarıma bakıyorum, hepsi birbirine benzer içerikte ve vaziyette. Şehit, katliam, terör, tecavüz, saldırı, kadına/erkeğe/insana şiddet haberleri hiç azalmıyor, aksine korkutucu şekilde ‘kanıksanmış’ halde. Evet ateş düştüğü yeri yakıyor ve evet hayat devam ediyor ama, ses çıkarmak için illa ateşin başa düşmesi mi gerekiyor ? Gerçi ‘sessiz kalmayalım’ diyoruz, yazıyoruz, çiziyoruz, konuşuyoruz ama neye yarıyor ki ? İnsanların kafasındakileri, ürkütücü ve sapkın düşüncelerini değiştirmek mümkün değil.

Sonumuz, akibetimiz nereye gidiyor, 50 yıl sonra insanlık ne durumda olur, hiç kestiremiyorum. Ama bildiğim bir şey var ki, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” vurdumduymazlığı çok ama çok tehlikeli. Kötü insanları yok etmek elimizde değil, ama en azından duyarlı olmak mümkün…

Naziler komünistler için geldiğinde sesimi çıkarmadım; çünkü komünist değildim.Sosyal demokratları içeri tıktıklarında sesimi çıkarmadım; çünkü sosyal demokrat değildim.Sonra sendikacılar için geldiler, bir şey söylemedim; çünkü sendikacı değildim.Benim için geldiklerinde, sesini çıkaracak kimse kalmamıştı.

-Martin Niemöller-

 

Yorum bırakın

Filed under Gündem, içimden geldiği gibi

Barış

Yazılacak bir şey de kalmadı artık. Yolun sonu, çukurun dibi bu herhalde. Düşünerek, yazarak, çizerek, eylem yaparak olmuyor, kimse utanmıyor, rezaletler, şerefsizlikler bitmiyor. Bunlar nasıl mahluk, insanlık daha ne kadar yerin dibine girecek, yok mu bunun bir nihayeti? Ayrımcı, siyasi ve duygusuz analizleri okudukça utanıyorum.  Dalga geçer gibi “Birlik ve beraberliğe en çok ihtiyacımız olan günler” klişesini tekrarlıyorlar, irkiliyorum. Umut edecek hal kalmadı. Unutulmasın, sıradanlaştırılmasın…Tek dileyebileceğim bu.

Yorum bırakın

Filed under Gündem

Bayramlık

Sanırım bu ülkede bir bayramı daha idrak ediyor olduğumuz için şükredip, sevinmemiz gerekiyor her şeyden önce. Günlerdir elim gitmiyor yine yazmaya. Şehit haberleri arka arkaya gelirken, güzelim mavilikler mültecilere mezar olurken ve minicik bir çocuğun cesedi tüm gazetelerden bizi utandırırken, tacizler-tecavüzler ayyuka çıkmışken ne yazılır ki…  İnsan müsveddeleri var bir de, ölümlerin arkasından ırkçı, faşizan söylemlerle beni yerin dibine sokan, dünyaya dair azıcık kalan ümidimi de yok eden.

Yarın bayram. Güzel şeyler olsun istiyorum, gerçi dünya öyle bir yer ki, birileri için çok şahane günler gelirken, diğerleri en karanlık zamanları yaşıyor. Düzen bu, hayat böyle. Ama en azından memleketin artık düzlüğe çıkma zamanı gelmedi mi ? Yine seçimdir, kasımdır bir hengamedir gidiyor, bakalım bu sefer nasıl bir kaos bekliyor bizi.

Olan bitene üzülüyorum, ‘keşke buraya yazıp içimi dökmekten, kendimi rahatlatmaktan başka yapabileceğim bir şeyler olsa’ diyorum. Ama insanoğlunun zaafı işte, biraz zaman geçince kendi hayatıma kapılıp gidiyorum. Bu da doğanın kanunu, kimse başkasının acısını tam olarak anlayamıyor, hissedemiyor.

Velhasılıkelam, bu yüzden anca yazabiliyorum, hem şairin dediği gibi; “kelimelerin kifayetsiz olduğu” doğrudur zaman zaman. Ben o kifayetsizliği sadece yazarken unutuyorum.

Bayramımız Kutlu Olsun.

Yorum bırakın

Filed under Gündem, içimden geldiği gibi

Yaz

Başlığı manidar olsun diye attım…”Yaz” diyor bana hesapta, dök içindekileri buraya. Bir yandan da içinde bulunduğumuz ve pek sevilen, –nedense benim aramın çok da hoş olmadığı– mevsime işaret ediyor. Ama benim hiç yazasım yok..Dikkat ettim de, son ayların 29’una denk gelmiş hep bloğun başına oturmam..Bu ay da öyle tesadüf etti. Ama bana şakır şakır yazdıran hevesim buharlaştı, sanırım sıcaktan.

Katliam, terör, ikiyüzlülük, savaş, şehitler, stratejiler, açık oturumlar, yalan dolan ve düzenbazlık içinde geçiyor pek sevgili mevsimimiz yaz. ‘Dünya böyle, alış‘ diyorum kendime, ama yok, olmuyor. Alışamıyorum. Alışmak istemiyorum. Karamsar yazılar yazmak istemiyorum. O yüzden bu yazıyı yarım bırakıyorum ve güzel günler görmeyi umut ediyorum.

(…)

Bir günü
Güzel bir günü
Güneşli bir günü
Hiçbir şeye degişmem
Onun için savaşı sevmem
Onun için zulümü sevmem
Onun için yalanı sevmem
Bilirim yaşamaz güneşte
Bilirim yaşamaz yanyana aşkla
Ne haksızlık
Ne korku
Ne açlık

Necati Cumalı

Yorum bırakın

Filed under Gündem, içimden geldiği gibi