Monthly Archives: Kasım 2009

Kış Etkinlikleri

Siz de sık sık  son zamanların moda cümlesi “Hiçbir şeye yetişemiyorum,24 saat bana yetmiyor“u kuruyosanız, alttaki listeyi okuyup hayıflanabilir ya da “Amaan otur oturduğun yerde ve sıcacık evinde kahveni/çayını içerek film seyretmenin keyfini çıkar” diyebilirsiniz..

Aşağıdaki ‘Yapmak İstediklerim Listesi’ tamamen tesadüfidir, ilk sıradaki en çok katılmak istediğim aktivite değildir 🙂

1- Osmanlı Döneminde Venedik ve İstanbul; Nam-ı Diğer Aşk sergisi  ( Sanırım pek afili bir isme sahip olmasının etkisi var) .. Detaylar burada..

2- Turkuazoo .. Dünyadaki ilk “Alışveriş Merkezi Akvaryumu” olma özelliğini taşıyan bu devasa su altı şenliğini merak ediyorum..İsteyenler eğitmenler eşliğinde köpekbalıkları arasında dalıp balıkları besleyebilecekmiş..Buradan yakın..

      

3- Yedi Kocalı Hürmüz, Yeni Yıl Şarkısı, Coco Chanel, Bornova Bornova filmleri.. Bu maddeye yıllardır izleyemediğim tiyatyo Lüküs Hayat’ı da ekleyebilirim galiba.

4- Eşimle dostumla 1-2 günlüğüne Abant‘ı (Safranbolu’yu tavsiye edenler de var) mesken tutup; “İstanbul Kaçamakları” başlıklarıma yenilerini katmak

 

 

5- Buraya muhtelif istekler gelebilir, o günkü ruh halime göre.. Örneğin geçen cuma Caddebostan Kültür Merkezi’nin içindeki ‘Hayal Kahvesi’nde Latin gecesi vardı ve şahane bir grup çalıyordu, kıpır kıpır..Bu maddenin hakkını ‘ güzel bir müzik eşliğinde zıplamak, deşarj olmak‘ verebilir..

Zamanı istediğim kadar verimli kullanamıyorum, geçtim bu tip aktiviteleri, yetiştirmem gereken işleri bile erteleyip duruyorum.. Tembelim galiba.. Ve çoğu kişinin bu durumda olduğunu düşünüyorum [ya da bu bir avuntu:) ]

1 Yorum

Filed under Gündem Dışı

Vampirin Aşkı

Şu meşhur “Twilight” serisinin 2. filmini izledim nihayet.. Caddebostan Kültür Merkezi’nin sinema salonuna doğru yol almamızla; akın akın insanın binaya girdiğini görmemiz bir oldu.. “Yok canım bu kadar insan sinemaya gelmemiştir,herhalde Hayal Kahvesi’ne gidiyorlar ” dedim ama yanıldığımı gişedeki hatunun “Twilight’a hiç yerimiz yok’ demesiyle anladım. Biraz bekleyip güç bela –birilerinin rezervasyonunun düşmesiye– filme kapağı attık.

Nedir bu filmde insanları bu kadar çılgıncasına çeken, bilemiyorum.. Belki vampir, kurt adam gibi sıradışı karakterler, belki de karizmatik, romantik olağanüstü güçlere sahip olmasına rağmen sıradan bir ‘ölümlü’ye deli gibi aşık olan vampirin hikayesi..

 İlk filmi izlemediğim için Edward Cullen’in (Robert Pattinson) hatunları ayıltıp bayıltan cazibesinden kopuktum..Porselen teni ve baygın bakışları beni hiç cezbetmedi ama hüzünlü gözleriyle Bella’yı (Kristen Stewart) her tehlikeden korumak istemesi, deli gibi sevmesi ve vampirliğini bir kenara bırakarak fedakarlıklar peşinde koşması bence onu karizmatik yapan.. [Fedakar erkek bu zamanda pek bulunmuyor, vampir de olsa razı geliniyor:)]

İlk filmi anlatanlar orada her şeyin vampir Edward Cullen üzerine döndüğünü söylüyorlar, ancak burada durum farklı; Jakob kurt adamı (Taylor Lautner) vampirden feci şekilde rol çalıyor, Bella’nın iki erkek arasında gidip gelmesine yol açıyor..

Efektler, uçmalar – kaçmalar, kurt adamların saldırma sahneleri, aşık olunan kişi için göze alınan riskler, vampir ‘Cullen’ ailesi, Bella’nın sırf Edward’ı yanında hissedebilmek için canını tehlikeye atması, doğum günü sahnesinde kan görünce çılgına dönen vampir ve onu sakinleştiren ‘vejeteryanlar’ ; filmi düşününce kafamda ilk canlananlar..

Beni en çok sıkıntıya sokan filmin uzunluğuydu, galiba artık sakız gibi uzatılmış sahnelere tahammül edemiyorum pek..

Hayal alemini, imkansızlaştıkça büyüyen aşkları ve olağandışı karakterleri seviyorsanız bu filme gidiniz..[Aslında bunları seviyorsanız Yedi Kocalı Hürmüz’e de gidebilirsiniz:)]

Yorum bırakın

Filed under Kültür-Sanat

Kıskanmak

İnsanın içini kemiren; hayat ışığını söndüren ve özgüvenini buruşuk bir sümüklü mendil gibi çöpe atan duyguların başında gelen “kıskançlık”, herkes gibi zaman zaman benim de başıma gelir..Her kim ki “kimseyi kıskanmam, kendime de, karşımdakine de güvenim tamdır” veya “ben elimdekilerle mutlu olmayı bilirim ve başkasının hayatına imrenmem” derse bence kendini kandırır..

Film eleştirmeni ya da Altın Portakal jürisi değilim elbette, izleyici gözüyle yorum yapacağım.. Kıskanmak filmi; Nahit Sırrı Örik’in kitabından uyarlanmış; Zeki Demirkubuz’un yönetmenliğinde başrollerini Nergis Öztürk, Berrak Tüzünataç ve Serhat Tutumluer’in oynadığı nevrotik bir film.

Film ağır tempolu ve karanlık olmasına karşın içim daralmadan ve merak ederek izledim.. Nergis Öztürk’ün ödülü neden aldığı anlaşılıyor, bakışlarıyla “ben çirkinim, her türlü naletlik bana müstahak” mesajını şahane veriyor.

Tabi makyaj ve kıyafetlerin de etkisi büyük..Berrak Tüzünataç’ın sahnelerinde ve özellikle uzun repliklerinde -sanki tiyatroda izliyormuşçasına- ben gerildim..Nedense ‘acaba diyaloğu tamamlayamayacak mı’ diye düşündüğüm anlar oldu; ama genel olarak hatunun sırıtmadığını söyleyebilirim..

Kitabı okumamış olmamın eksikliği mi bilmiyorum ama; film bittikten sonra bile cevabı kuytuda kalmış bir dolu soru döndü aklımda.. Belki de yönetmenin amacı da buydu:)

İsminden dolayı kıskançlığı ve bu kıvrandırıcı hissin insana yaptırdıklarını daha çarpıcı ve dolu dolu işleyeceğini düşünüyordum, o noktada hafiften hayal kırıklığı yaşadım diyebilirim..

Yine de izlemekte fayda var, herkesin kendince farklı yorumlayabileceği türden bir seyirlik çünkü..

            

Kıskançlığı üstteki fotoğraf kadar şahane ve safça anlatan başka bir kare daha görmedim:)

2 Yorum

Filed under Kültür-Sanat

Aman Doktor..Canım Doktor..

Veba, çiçek, kolera, sıtma, tifüs, tifo, verem ve grip .. Bu rahatsızlıklar eski çağlarda milyonlarca insanın hayatını kaybettiği salgınlar.. Yakın tarihe göz atalım:

2000-1 : Deli Dana.. Bir zamanlar epey korkutan hastalık..Dönemin haberi..

2001 : Şarbon.. O zamanlar epey olay yaratan salgını hatırlatayım..

2003 : SARS.. Buyrun buradan yakın..

2004-5 : Kuş Gribi.. Eski haberlerden..

2006-7-8 : Kırım Kongo Kanamalı Ateşi : Başlangıç döneminden bir yazı..

2009-∞ : Domuz Gribi.. Halen çözülemeyen,can almaya devam eden hastalık

Et yeme, tavuk yeme, sinemaya gitme, toplu taşıma araçlarına binme, pantolonunu çorabının içine sok, kırlık alanda gezme, kimseyle öpüşme..

Bakalım nereye kadar kaçabileceğiz.. Durumumuzu şahane anlatan Uykusuz Dergisi’nin kapağını hazırlayan arkadaşa selam ediyorum..

Hastalıksız ve paniksiz günler..

möö

  

        

Fazladan bilgi : Pandemi

Yorum bırakın

Filed under içimden geldiği gibi

Kartondan Resimler

Dün bir resim sergisine gittim..Kuzenimi askere uğurlamak üzere Asmalımescit kalabalığına karışma saatimizden biraz erken vardım Taksim’e..Baktım daha çok vakit var; Cihangir tarafına doğru seyirttim ve tesadüfen internette okumuş olduğum serginin önünden geçerken içeri daldım..

Yerin adı Pera Sanat Galerisi, meydandan Sıraselviler yönünde  yürürken Alman Hastane’sine gelmeden sağda..Serginin sahibi de Lesya Demchenko adında sempatik bir hatun..(Sergiyi gezerken güleç güleç yanıma gelip yardımcı olmaya çabalamasından vardım bu sonuca)

tablo

Resimlerin yapılış methodu ilginç, bildiğimiz karton kutuların arasındaki tırtıklı yerleri çıkartılıyor, (Örnek : Kadının yeleği) sonra üzerine resim yapılıp tabloya yapıştırılıyor.. Bilmiyorum resimden belli oluyor mu; bütün çizimler farklı karton parçalara yapılıp boyandıktan sonra tabloya ekleniyor..

manzara

Resimlerin sergilendiği yer tek bir salondu, sitesinde yazdığına göre 1 salonları daha varmış.. Ayrıca aynı binada Eren Uluergüven tiyatro sahnesi de mevcut..

Bu sergi 08.11.09’da (yani bugün) bitiyormuş..

Gelecek sergileri merak ediyorum diyenler buraya bakıversin..

2 Yorum

Filed under Kültür-Sanat

Tiyatro Sezonu Açıldı

Yaz mevsimini geride bırakmamızla; hangisini seçeceğimize dair ikileme düşürecek bollukta sanatsal aktivite çıktı ortaya.. Bienal, filmekimi, Akbank Caz Festivali, Efes Pilsen Blues Fest derken; tiyatrolar da perde dediler.. Her sene olduğu gibi yine oyunlara bakıp heveslendim, ‘şuna, şuna ve buna mutlaka gideceğim’ diye kendimi programladım, kaçını yakalarım hiç bilemiyorum..

 Şehir Tiyatroları’nda klasiklerden Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz (Aziz Nesin), Meraklısı İçin Öyle Bir Hikaye (Sait Faik Abasıyanık), İstanbul Efendisi (Musahipzade Celal), Coriolanus (William Shakespeare) ve Kibritçi Kız (Hans Christian Andersen)  gibi kült ve masalsıların yanında, Tekrar Çal Sam (Woody Allen) gibi nispeten yeni oyunlar da mevcut..

Devlet Tiyatroları’nda yine Aziz Nesin’den Ne Dersin Azizim, Nazım Hikmet‘ten Benerci Kendini Niçin Öldürdü ve Edip Cansever‘den Ben Ruhi Bey Nasılım oynuyor. Aslında burada benim en merak ettiğim oyun Toby Wilsher’in Kral Dairesi.. Bu oyunda konuşma yokmuş, sadece mimikler ve jestler.. Replikler olmadan detayların nasıl anlatıldığını oyunu görmeden aklım almayacak..  

 Kürklü Merkür

Gelelim şahane DOT Tiyatrosu’na..Kurucusunun Murat Daltaban olduğu bu enteresan tiyatronun dehşet oyunları; İstiklal Caddesi’ndeki Mısır Apartmanı’nın bir dairesinde sergileniyor.. Ama ne sergilenmek..

Geçen Sezon Kürklü Merkür (Mercury Fur) oyununu seyrederken boğazım düğümlendi, nefes alamadım, ellerim terden su gibi oldu, gözlerim dolu ve ilk defa bir oyundan yarıda çıkmak, kendimi sokağa atmak istedim.. Bu kadar yerden yere vuran, insanın ümüğünü sıkan, nefes borusunu düğümleyen bir seyirlik görmemiş olduğunuza kalıbımı basıyorum..

Bu sezon Shopping and F***ing  [Alışveriş ve S***ş olarak çevirmişler:) ] oyunu yine Mısır Apartmanı’nda, DOTMARSTA adlı projenin ilk oyunu “Pornogrofi” de Maçka G-Mall’da yeni açılan  salonda oynanacakmış..Meraklılarına duyrulur..

Tiyatro insanı, insana, insanla, insanca anlatma sanatıdır diyor, özlü sözle yazıyı kapatıyorum:)

                                       

Devlet Tiyatroları  

Şehir Tiyatroları    

DOT Tiyatrosu

 

2 Yorum

Filed under Kültür-Sanat