Monthly Archives: Temmuz 2017

Sadakatli İhanetler

İki insan birbirini seviyorsa, buna mutlu bir son yoktur” gibi ağır ve umut kırıcı bir sözle girizgah yaptığım bir yazıdan ne bekleyebilirim? Acaba sayfalarca aşk meşk üzerine yazsam, Hemingway’in bu heves baltalayan savını çürütebilir miyim?

Hiç aşk üzerine yazmamışım bugüne kadar, ne burada ne de kendime ayırdığım yazılarda. O kadar takıntılı ve klişe bir mevzu ki, neresinden tutacağımı bilemediğim için teşebbüs etmemişim. Uğruna imparatorlukların çöktüğü bu saplantılı ruh halinin beyinde ne gibi hasarlara yol açtığı malum. Benim merak ettiğim kısım daha başka…

Hormonlar nasıl tepetaklak oluyor da; bir dakika daha fazla görmek için canını dişine taktığın kadına 1 saniye daha tahammül edemez hale geliyorsun? Neden öpmek, koklamak için fırsat kolladığın adama bir süre sonra dokunmak bile istemiyorsun? Ve nasıl oluyor da divane olduğun sevgilini birazcık adrenalin için aldatıyorsun?

İngiltere’de yapılan bir araştırmada, aldatan kişilerin %41’inin rock müzik, %16’sının da pop müzik tercih ettiğini tespit etmişler. İstatistiğin mantıksızlığını görmezden gelip, okumaya devam ettim makaleyi. Bin yıllık analizi yinelemişler: Erkekler genellikle cinsel, kadınlar duygusal boşluklarını doldurmak için aldatırmış.

Amerika’daki Rutgers Üniversitesi de bu konuda boş durmamış, aldatan erkeklerin %56’sının; kadınların ise %34’ünün esas ilişkilerinde mutlu olduklarını ve ayrılmayı düşünmediklerini ortaya koymuş. Çocukluğumuzdan beri duyduğumuz basmakalıp bilgiler.

UCLA Üniversitesi; kadınların regl döngüsünde, -yumurtlama döneminden hemen önce-, başka erkeklere daha fazla ilgi duyduklarını ve doğurganlık döneminde kendilerini daha seksi hissettiklerini kanıtlamış. (Böyle bir bilgiye nasıl ulaşılır, araştırmaya katılan kadınlar kendilerini daha seksi hissettiği dönemi nasıl bu kadar net ayırt eder, hiç bilmiyorum)

İnsan beyni o kadar karmaşık ki; birini çok severken, hatta belki aşıkken bile başkasını arzulayabiliyor. Aldatan insanlar gerçekten bu kadar doyumsuz mu? Yoksa sadece hormon seviyeleri düzensiz olduğu için mi tek eşli duramıyorlar?

Bilim insanlarının bu konuda ortak görüşe vardığı bir nokta var, o da oksitosin hormonu yüksek seviyede olan kişilerin sadık olmaya daha meyilli olduğu…

Brown Üniversitesi’nin enteresan bir savına göre; aldatan erkeklerin bir kısmı bilinçaltında yakalanmak istediği için, farkında olmaksızın kanıtlar bırakırlarmış..Açık unutulan bir e-posta veya ruj lekesi gibi… (Bunca film ve dizi sahnesinden sonra, hala yakasında kırmızı rujla yakalanan var mı sahiden?)  Araştırmacılar bu hareketleri bir nevi yakarış olarak kabul ediyorlar: “Lütfen yardım et bana, aldatma illetinden kurtulmak istiyorum, yakala, ifşa et, kız, bağır ve durdur beni!

Aranızdaki sevgiyi güçlendirmenin 10 yolu” temalı haberlerde çarşaf çarşaf yazılan bir kural var: Sevdiğiniz kişiye sarılın, temas edin, dokunun. Sarıldığınız zaman oksitosin seviyeniz yükselir, stresiniz azalır, kan basıncınız normale döner ve kalp krizi geçirme riskiniz önemli ölçüde düşer… Acılı bir yakınımıza, aşık olduğumuz kişiye, annemize, ağlayan çocuğumuza veya dostlarımıza sarılmamız hep bundan.

Öyle bir seveceksin ki, yüreğinden kimse ayıramayacak.

Ve öyle birini seveceksin ki, seni gözleriyle bile aldatmayacak…

Can Yücel

 

 

 

Yorum bırakın

Filed under Gündem Dışı, içimden geldiği gibi

Evlat

Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak‘ konusunda takıntılarım var… Bir konu hakkında yorum yapmadan önce mutlaka öğrenmem, araştırmam ve sindirmem gerekli diye düşünürüm çoğunlukla. Bilgisizlikten çok utanırım, halbuki ayıp değil demiş atalar yüz yıllar evvel. Sanırım bir nevi kompleksliyim bu hususta… Daha 13 yaşındaydım, teneffüste Che Guevara’dan bahsedilirken sadece “Che” denmişti ve ben bir anda uyanamayıp “Che kim” diye sormuştum. Sınıf arkadaşımın bana “Atatürk kim” sorusu yöneltmişim gibi bakışını, dalga geçişini hala hatırlarım… Halbuki o yaşta Che kısaltmasını bilsen ne olur bilmesen ne olur…Ama yok… Her haltı bilmem gerekiyor ya, utancımdan parkelerin altına giresim gelmişti…

Fakat bugün yazmak istediğim konu, öncesinde fikir sahibi olunacak, araştırılacak bir konu değil, zira çocuk sahibi olmaktan bahsetmek istiyorum. Tabi yapım aşamalarını anlatmayacağım, okuyunca hayal kırıklığı olmasın.

Bir canlının vücut sıvısının, başka bir canlının içinde döllenmesini takiben, dişi olanın içinde yeni can oluşmasının nasıl çılgınca bir mucize olduğuna ve işin felsefik/varoluşçuluk boyutuna hiç değinmeyeceğim; çünkü benim aklım bunun hakkını tam olarak veremez. Adı üstünde, mucize…

Evlat dediğin, vajinadan veya karından çıktığı, hatta rahme düştüğü andan itibaren tüm ailenin göz bebeği, neşesi, ilgi odağı…Anne ve babasının ciğerparesi, aile büyüklerinin kıymetlisi…Ne ‘serseri ruh‘ kalır çocuğun dünyaya gelmesiyle bünyede, ne özgürlüğüne düşkünlük, ne de bencillik…Hayatının odağı çocuğun olur, haliyle.

Bütün bu anlattıklarım –ben de dahil– ağzında altın kaşıkla doğan çocukları kapsıyor aslında. Bir hastanede, klinikte veya evde; imkanlara/hevese göre çeşitli kutlama objeleri, süsler, lohusa şerbetleri eşliğinde doğan, daha doğmadan odası envaiçeşit oyuncakla döşenen, kakasının rengi normale dönsün diye türlü taklalar atılan çocukları…

Maalesef bunların hiçbirini yaşayamayan binlerce bebek geliyor dünyaya. Kader mi şans mı bunu bilemeyiz, ama belki durumları bir nebze düzeltmek adına adım atabiliriz. Gönüllü olarak bir kuruluşta çalışmak isteyen veya sadece maddi yardımda bulunmayı düşünen, ama ne yapacağını bilemeyenler için, elimden geldiğince araştırdığım kuruluş ve dernekleri sıralıyorum:

1- Koruncuk Vakfı : Anne-babası olmayan veya olmasına rağmen cinsel istismar, madde bağımlılığı, suça meyil gibi sorunlar sebebiyle korunmaya muhtaç halde yaşayan çocuklar için kurulmuş bir vakıf… http://www.koruncuk.org/

2- Umut Çocukları Derneği : Sokaklarda yaşayan, madde bağımlısı, suça karışmış, istismara uğramış çocukları korumaya yönelik bir dernek…  http://www.umutcocuklari.org.tr 

3- İçerde Çocuk Var : Anneleri hapiste olan 0-6 yaş arası çocukların eğitim ve yaşam koşullarını iyileştirmek için uğraşan bir dernek…                         http://www.icerdecocukvar.com     (Türkiye Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı ile birlikte proje yürütüyorlar. http://www.tcyov.org/

4- Mika-Der : Çocuk yuvaları ve rehabilitasyon merkezlerinin koşullarını iyileştirmek, buralarda yaşayan çocukların imkanlarını arttırmak için kurulmuş bir dernek… http://mikader.org.tr

5- TOÇEV :  Bugüne kadar 5 milyon çocuğa eğitim vermiş bir kuruluş. https://www.tocev.org.tr     Kurucusu Ebru Uygun’un röportajını okumanızı tavsiye ederim…Etkileyici…

Bunların haricinde, LÖSEV (Lösemili Çocuklar Vakfı – http://www.losev.org.tr), KAÇUV (Kanserli Çocuklara Umut Vakfı – http://www.kacuv.org), BEDD (Bedensel Engellilerle Dayanışma Derneği – http://www.bedd.org.tr), TOHUM OTİZM VAKFI  (http://www.tohumotizm.org.tr), SERÇEV (Serebral Palsili Çocuklar Derneği – http://sercev.org.tr), KASDER (Türkiye Kas Hastalıkları Derneği – http://kasder.org.tr),      ZİÇEV (Zihinsel Yetersiz Çocukları Yetiştirme ve Koruma Vakfı https://www.zicev.org.tr), ROBOTEL (Protez Kol/El Uzuvları sağlayan bir kuruluş – http://www.robotel.org) ve TEGV (Türk Eğitim Gönüllüleri Vakfı – https://tegv.org) gibi; erken teşhisin çok önemli olduğu hastalıklar ve eğitim üzerine çalışan dernek ve vakıflar da mevcut.  Ayrıca “yetim ve öksüz çocuklar derneği” olarak arama yaptığınızda, çeşitli illerden irili ufaklı dernekler karşınıza çıkıyor.

Bu derneklerde; bağış, sertifika düzenleme (örneğin Anneler Günü’nde bağış yapıp, anneniz adına bir sertifika hazırlatabilirsiniz) veya gönüllülük gibi yardım seçenekleri mevcut. Ayrıca isterseniz, nikah şekeri yerine düğün davetlileri adına bu derneklere bağış yapıp, herkese birer sertifika dağıtabilirsiniz.

Burada yazdığım hiçbir kuruluşla bir bağım, bağlantım yok. Sadece zaman zaman “faydasızlık”  korkum depreşir…”Yapabileceğimiz pek çok şey varken, niye bu pasifliğimiz” diye dertlenirim. Öyle günlerimden birindeyim herhalde yine. İşbu sebeple paylaşmak istedim…  Çocuk esirgeme kurumlarından “dayak”, “tecavüz”, “işkence” haberlerini duymayacağımız günler diliyorum.

Anne gezindiğin bağ,

Baba yasladığın dağdır.

Ömrünün en güzel çağı,

Annen ve babanla olandır…

 

Ataol Behramoğlu

 

 

3 Yorum

Filed under Gündem Dışı, içimden geldiği gibi