Monthly Archives: Mart 2026

40 Yaş Muhasebesi

İlk rakamı 4 olan yaşlara başlayalı bir hayli zaman oldu, lakin sanıyorum anca idrak edebildim ve sindirebildim.

Kitabımdaki otuzlu yaşlar muhasebesi, sanki bir meydan muharebesi (bırakamıyorum kelime oyunlarını ne yapayım?). Ama ‘kırklar’ öyle mi; çok daha sakin, dingin, seçkin ve zaman zaman bezgin.

Öncelikle çok şükür ki, 10 yıl sonra, yeniden hesaba girişecek sağlığım, aklım, düşünce gücüm var; ve ne mutlu ki elim kalem tutuyor; eski usul yazıyorum ilk taslağı.

Yirmilik gençlerin yanında kendimi çok iyi hissediyorum; “oh be” diyorum, “neyse ki sağ salim atlatmışız bu şaşkın ve ham yılları“. 18 yaşımdan bir fotoğraf görüyorum, sanki ben değilim de, filmlerden tanıdığım bir karakter. O kadar başka biri. Sanki dün gibi, sanki 100 yıl öncesi.

Rüyalarımdan bahsetmiştim çok eski bir yazımda. Benim gecelerim çok kalabalık ve karmaşık geçer, yaşayan/ebediyete intikal etmiş onlarca insan, sürüyle mekan, kelime kelime hatırladığım konuşmalar, yazılar…

Bazı sabahlar uyandığımda “sahi” zannederim gece olan biteni, ısrarla hayat yoldaşıma anlatmaya çalışırım; rüyaların hiçbir zaman tam olarak aktarılamayacağını bile bile. Ve her seferinde, kendimi zorlayarak, günlük gaileye uyum sağlamaya çabalarım.

“Bu değersiz dünya hayatı” da aynı böyle bir rüya gibi geçiyor işte. Uyandığımızda –yani öldüğümüzde– her şey havada toz bulutu gibi asılı.

Size bir itirafta bulunayım: ‘Yaklaşık 150 yıl sonra, hiçbirimizi kimsenin hatırlamayacağı’ gerçeğiyle barışmam zaman aldı, ama nihayet kavradım. (Elbette bu hakikata vakıf oldum diye, ufak tefek sorunları kafaya takmayı bırakmadım, ama mümkün olduğunca azalttım. -gülücük-)

Dünyanın en eğlenceli tatilinin de, korkunç bir depresyonun da, en ateşli tutkunun da, gençliğin de, hastalığın da eninde sonunda biteceğini anladım.

Eski bir yazımdan alıntı yaparak sonlandırayım bu uyanış yazısını:

İnsanız, acı çekiyoruz, sevdiklerimizi toprağa bırakıyoruz, bazen çok gülüyoruz, korkuyoruz, susuyoruz (iki anlamda), nefret ediyoruz, kötülük yapıyoruz, pişman oluyoruz, çalıyoruz (iki anlamda), çıldırıyoruz, dans ediyoruz, uyuyoruz, iştahla seviyoruz, uyanıyoruz, soğuyoruz, içiyoruz, ağlıyoruz, iki yüzlülük yapıyoruz, dert ediyoruz, ilaçlara sarılıyoruz, nefes alıyoruz.

Hah, işte o nefes bir gün bitiyor ve ondan önceki eylemlerin hepsi bir anda yok oluyor. Puf. Yoksun.

Böyle yazınca kötü geliyor kulağa (göze), farkındayım, ama aslında bu bir nimet.

[Bu yazı yaşamın sonuna değil, kendisine bir vurgudur.]

Sağlıcakla kalın.

2 Yorum

Filed under içimden geldiği gibi