Ye (kilo al), Dua Et (ferahla), Sev (ayvayı ye)

Modern (!) çağın olmazsa olmaz ihtiyacı ‘her şeyi bırakıp gitme’ harekatını konu edinmiş son film; aynı adlı kitaptan uyarlanan ‘Ye, Dua Et, Sev’i izlemek nasip oldu geçenlerde.

Julia Roberts senelerdir pek sevdiğim,  izlemekten keyif aldığım, kulaklarına varan gülüşünü beğendiğim karizmatik bir aktristir benim için, Javier (Ángel Encinas) Bardem kişisi ise son yıllarda keşfettiğim, ısındığım bir figür.

İzlemeden önce bu ikilinin uyumsuzluğuna ve aralarında elektrik olmadığına dair yergiler vardı kulağımda, ayrıca filmin uzunluğundan, sıkıcılığından, kitabı okunduktan sonra –her kitap uyarlamasında olduğu gibi– çekilmediğinden bahsediliyordu; dolayısıyla beklentimi düşük tutup oturdum koltuğa..

Baş karakterimiz Liz, New York’ta evli, mutsuz ve çocuksuz yaşam sürmekte olan bir yazar; kocasını seviyor ama ne istediğini, hayatı nasıl yaşamayı beklediğini o da tam olarak bilmiyor ve kendini kapana kısılmış hissediyor..Artık hiçbir şeyin kendisini heyecanlandırmadığını, hayata motive olamadığını ve en önemlisi evli kalmak istemediğini idrak edip evini barkını terk eyliyor..

Moraller bozuk, depresyon kapıda; ver elini İtalya;  gelsin şaraplar, pizzalar, dondurmalar, gitsin yakışıklılar, uzun masalar, kahkahalar…Kısa sürede edinilen arkadaşlar, Akdeniz insanının sıcaklığına yapılan vurgu, jest ve mimiklerini abartarak kullanan, hayattan keyif almayı bildiklerinin altını çizen İtalyanlar, tarihi sokaklar ve nihayet bunalımdan çıkış..

İtalya’daki keyifli ve hareketli günlerin ardından tamamen tezat görüntüler ve yaşamlar eşliğinde Hindistan’da kendini bulma çabaları başlıyor..Burada insanların kendini bulma tarzı çok farklı, Liz de bu hayata uyum sağlamaya çalışıyor..Ayinler, sessizlik yemini edip haftalarca konuşmayanlar, dualar, ve otantik düğünler eşliğinde birkaç ay geçiriyor, kendince huzura eriyor.

Yolculukları sırasında Liz bir dolu farklı insanla ve hikayeyle tanışıyor, hepsinden de bir şeyler öğreniyor..Ama en önemlisi, şüphesiz daha önceki bir Bali seyahatinde tanışmış olduğu ‘Ketut’ adlı şifacı oluyor..Hayat tecrübelerini, önerilerini yumuşacık anlatımıyla Liz’e aktaran bu sempatik amca (bkz.üst resim) onla öyle iyi dost oluyor ki, filmi izlerken beni imrendiriyor, ‘keşke canım sıkılınca gidebileceğim bir Ketut’um olsa’ diye düşündürüyor:)

Tabi bu kadar hareketin içinde aşk olmazsa olmazdı, Javier Bardem romantik ve sevgi pıtırcığı aşık rolüyle Bali’de Liz’in hayatına dahil oluyor, kendine aşık ediyor, belki de Liz’in huzur arayışına son noktayı koyuyor, gökten 3 elma düşüyor..

Darısı tüm huzur, ferahlık ve hayatlarına mana arayanların başına 🙂

2 Yorum

Filed under Kültür-Sanat

2 responses to “Ye (kilo al), Dua Et (ferahla), Sev (ayvayı ye)

  1. çok güzel anlatmışsın canım..ben Liz karakterini iyi anlayarak ve empati kurarak izledim film boyunca..çok da sevdim filmi, yorumlara aldanmadan gitmiştim zaten..Ketut konusunda sana aynen katılıyorum, öyle bir kapı beklese keşke bizi hep..Liz’e çok özendim, ha deyince yapabilseydim keşke ben de bavulumu alıp gitmeyi..

    Beğen

  2. albaraz

    Aslında ha deyince gidebilecek olsak bile yapmıyoruz sanki, nedir bunun psikolojik sebebi bilemiyorum. Can Yücel’in bir şiirinde geçiyordu ya; “Bir yanımız “kalk gidelim”, öbür yanımız “otur” diyor.”
    Aynen o hesap.
    Yorumsuz:)

    Beğen

Yorumunuz için teşekkürler...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s