Öteki

İzlediklerimi nicedir anlatmamışım burada, sanırım bir süredir etkileyici ve enteresan bir film izlememişim. Ta ki Richard Ayoade’nin yönettiği; Jesse Eisenberg’in başrolünü oynadığı “Öteki” (The Double) filmine denk gelene kadar…

Fyodor Dostoyevski’nin “Dvoynik” adlı romanından uyarlanan filmi ne şekilde kategorize etmem gerektiğini bilemiyorum. Psikolojik gerilim, ruhsal dram, fantastik gerilim…Bu tanımların hepsi filmde kendine yer buluyor. O kadar karanlık, o kadar sinir bozucu ve vurucu bir gerilim ki; önce Dostoyevski’ye sonra da yönetmene ve oyunculara şapka çıkarıyorsunuz.

Öncelikle; James ve Simon adlarında iki zıt karakteri bu kadar gerçekçi canlandıran Jesse Eisenberg’in adını anmam lazım. Simon; iç karartıcı dairesi ve bunaltıcı iş yeri arasında gidip gelen, zaman zaman bakıma muhtaç annesiyle ilgilenen, aşırı derecede içine kapanık ve melankolik bir karakterdir.

The Double

Hayatının en büyük eğlencesi, platonik olarak aşık olduğu ve karşı dairesinde oturan iş arkadaşı Hannah’ı (Mia Wasikowska) izlemek ve onunla konuşmaya çalışmak olan Simon; iş yerinde, sokakta, kafede her daim “görünmez adam” muamelesi görmekte, kimse tarafından sayılmamaktadır.

Derken; tam Hannah ile iletişime geçmeye ve yakınlaşmaya başladığı sırada, iş yerinde James (Jesse Eisenberg) adında, ona fiziksel olarak tıpatıp benzeyen fakat karakter olarak tam tersi biri başlar.

Simon; hayatta sahip olmak isteyip de olamadığı her özelliğin James’te olduğunu görür ve peşinde koştuğu tüm değerleri ona kaptırmanın acısı ile aklını kaybedecek gibi olur.  Çok fazla detaya girip filmin büyüsünü bozmak istemem; ancak uzun zaman sonra ilk kez bir filmi baştan tekrar izlemek istediğimi belirtmeliyim. Zira yönetmenin izleyiciye bıraktığı cevaplar ve ilk başlarda anlaşılamayan noktalar mevcut filmde. Her izleyicinin farklı yorumlayabileceği bir seyirlik olan Öteki; bence şu aralar vizyondaki en izlenesi filmlerden biri.

The Double...Filmin müziklerine de değinmeden olmaz; Simon’un iç dünyasında çalan orkestraları öyle güzel yansıtmışlar ki; bir nevi sahnelerin doruk noktasına çıkmasını sağlamışlar.  Bu filmi yukarılara taşıyan oyuncu tabi ki Jesse Eisenberg; karanlık, utangaç, nevrotik Simon’u da; eğlenceli, fırlama, zevk düşkünü James’i de tam dozunda canlandırıyor.

Pek çok sahnede içimin karardığını, çığlık atmak istediğimi itiraf etmeliyim. Bu filmin izleyicinin içini açmayacağı, aksine ruh halini olumsuz yönde etkileyeceği bir gerçek, ama çıktıktan sonra “iyi ki bu filmi seyretmişiz” dedirtti bana. Ayrıca ilk fırsatta Dostoyevski’nin ilgili romanını da okumayı düşünüyorum, bakalım…

İyi Seyirler…

Yorum bırakın

Filed under Kültür-Sanat

Yorumunuz için teşekkürler...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s