…Ölürsem Özle Beni…

Başlığın depresifliğine, üç noktalarına ve Kasım ayının kasavetine aldanmayın; zira “yaşamak dediğin 3-5 kısa mutlu andan ibaret” ve ben
bu yazıyı yazarken o küçük mutluluklardan birini idrak ediyorum. Sözü fazla uzatmadan, Sis Dergi’de yayımlanan ikinci yazımı buraya bırakıyorum…

KISIRDÖNGÜ

Sana bir sır vereyim mi? Ben bu –en hafif tabiriyle– ‘kirli’ dünyaya çocuk getirmekten çok korkuyorum…

+ Mahalsiz mahalsiz konuşma… Faydalı bireyler yetiştirip neslini devam ettirmek yerine “Keyfime göre yaşarım, vadem dolunca da terk-i diyar eder giderim” diyecek kadar korkak, sorumsuz ve bencil misin sen?

Dünyayı güzelleştireceğim diye çocuk mu doğurmalıyım? Ölümümden sonra neler olacağından da mı sorumluyum yani?

+ Dostoyevski ne demiş biliyor musun? “Her insan herkes karşısında her şeyden sorumludur.

Ya düşündüğün gibi insanlığa yararlı bir birey yetiştiremezsem? Hem bu 4.5 milyar yıllık yorgun dünyayı bir insan tek başına nasıl değiştirebilir ki?

+Çocuklara daha iyi bir dünya bırakmak yerine, dünyaya daha iyi çocuklar bırakırsanız, sorun kendiliğinden çözülecek aslında” sözüyle ne de zarif özetlemiş Aziz Nesin…

Sen hep böyle alıntılarla mı konuşursun? Heyecanını, hezeyanını, hezimetini hep başkalarının sözleriyle mi anlatırsın? Kendi cümlelerin yok mu senin?

+ Laf cambazlığı yapma bana. Sen bu dünyadan göçtüğünde, genlerini aktardığın, senin varlığını sürdürecek bir devamın olsun istemiyor musun? Çünkü ne denir bilirsin; “Seni tanıyan son kişi de öldüğünde, aslında hiç doğmamış olacaksın.”

Lütfen böyle konuşma. Ben ölmekten, unutulmaktan, yok olmaktan çok korkuyorum. Senden önce ölürsem beni hayatının sonuna kadar seveceksin, hiç unutmayacaksın değil mi?

+ Öldüğün gün çok ağlayacağım. Hatta belki üzüntüden çıldıracağım. Sürekli yüzünü, sesini hayal edeceğim; en sevdiğin balığın lüfer olduğunu, sigara dumanından çember yaparken dudaklarının aldığı komik şekli düşüneceğim. Ağlamaktan burnum tıkanacak, ama senin kokunu hep duyacağım. Sakinleştiriciler kâr etmeyecek. Geceleri hiç uyuyamayacağım, durmaksızın kirpiklerini düşüneceğim. Sonra bir gün gelecek, rutin hayatıma geri döneceğim. Sevdiğin anasonlu kurabiyeyi yerken önce gözüm dolacak, fakat zamanla tebessüm etmeye başlayacağım. Boşluğunu doldurmak için ipe sapa gelmez işlere bulaşacağım. Seneler geçecek, ölüm yıl dönümlerinde mezarını ziyaret edip dua edeceğim. “9 sene mi yoksa 10 sene mi oldu öleli?” diye tereddüde düşeceğim. Senin için “öldü” kelimesini kullanabilir hale geleceğim. Ama seni hep çok, tahmin edemeyeceğin kadar çok özleyeceğim. Ne demiş Cemal Süreya; “Özlemek, ölmekten sadece iki harf fazla be çocuk”…


http://www.sisdergi.com/2017/10/kisirdongu/

 

Yorum bırakın

Filed under içimden geldiği gibi

Yorumunuz için teşekkürler...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s