Bir gün dönüp geçmişe baktığınızda, mücadelelerle geçen yılların hayatınızın en güzel yılları olduğunu fark edeceksiniz. -Sigmund Freud-
Yazıya Freud alıntısı ile başlamak hayli riskli aslında, bazı okuyucularda beklentiyi yükseltme ihtimali varken, kimilerine de “öf yine mi Freud, yine mi psikanaliz” naraları attırma tehlikesi mevcut.
Çok mevzu var değinecek, konuşacak, irdeleyecek; ama gelin bir de bana sorun, hevesim var mı anlatmaya? Bugün 99 depreminin 27. yıl dönümü, çeyrek asırdan fazla olmuş. Yok yok merak etmeyin, felaketlerle ilgili yazmayacağım, sadece tarihe not düşmek istedim.
Yazacak konu çok da, okumaya mecaliniz kaldı mı bilmiyorum: Şükür, kıskançlık, yetersizlik, yetişememe, yetinememe, aşk, evlilik, arzularımız ilk aklıma gelen başlıklar.
Şükür konusunu ele alalım mesela; çok karşıma çıkıyor “her gün şükrettiğiniz 5 şeyi yazın” önerisi. Biliyorum bazılarınız bunu okuyunca göz deviriyor, fakat bunun “iyi hissetmek” için müthiş bir yöntem olduğu bilim insanlarınca açıklandı. Global çalışmaları incelemek isterseniz “gratitude, brain, longevity, neuroscience, chemicals” gibi anahtar kelimeleri yazarak detayları okuyabilirsiniz.
İlla rengarenk, kalpli, bol alıntı içeren bir deftere “bugün minnettar olduğum şeyler – sıralı tam liste” yazmanıza gerek yok, aklınızdan geçirseniz bile parasempatik sistem rahatlıyor ve meşhur stres hormonu kortizol düşürüyor.
Şükür konusunu çözdüğümüze göre biraz daha derine inelim. Kıskançlık konusunu halledebildik mi? Zaman zaman başka hayatlara özenip kendinizi hırpalıyor musunuz? Yapmayın. Bu ürkütücü his, beyinde fiziksel bir acı gibi yankılanıyormuş.
İki türlü kıskançlık var biliyorsunuz, biri “romantik”, yani partneri veya bir yakınımızı paylaşma ihtimalini duyunca yaşadığımız; bir de “başkalarının” hayatını, duruşunu, başarılarını görünce midemize yediğimiz yumruk şeklinde olan. O kadar faydasız ve zehirli hisler ki…Yaşayana hiçbir yararı olmadığı gibi; içten içe kemiren, eriten, mahveden türden.
Bugün yazıya başlarken, “okuyucunun içinde sakladığı bir acısını dindirme” misyonunu yükledim kendime. Kitabımı okumuş olanlar bilirler ki, bir yaraya merhem olmayı pek severim. O yüzden beni başarısız kılmayın ve için için gücünüzü emen kötü duyguları yok etmenin yollarını bulun lütfen.
Aşk ve sevgi konusunda yazılmamış bir zerre kaldı mı? Kıpkırmızı bir karpuzun en ballı göbek kısmını sevdiğine vermenin, harika bir sevgi gösterisi olduğu yazılmış mıydı? (Z kuşağı jargonuyla “Sen seviyorum demesen de olur reis”) Bugüne kadar değinilmediyse de ben parmak basmış olayım. (Nar ayıklama konusuna denk gelmiştim; en görkemli “seni seviyorum” deme şekillerinden biriymiş.)
Freud Bey ile başlayıp, “İlişkinizi canlandıracak 10 fikir” noktasına ulaştığıma göre; yazıyı sonlandırmanın da vakti gelmiş demektir. Mutlu, sağlıklı ve iç huzurunuzun daim olduğu günler…
“Kışın ortasında, içimde yenilmez bir yaz olduğunu keşfettim.” -Albert Camus-

