Tag Archives: inleyen nağmeler

İnleyen Nağmeler

Dünyanın iki yüzü var,

İnsanın olmuş, çok mu?

Yer ile gök arasında ince bir çizgi,

Ölüm ile hayat arasında da.

Örtülmeyen kusurları kapatmaya yetmiyor sevgim.

Lav misali döküldük yuvadan,

Ve bıçak sırtında gezerken,

Toz olduk, un olduk, ufalandık.

Sûr üflendi, yer-gök birleşti.

Ellerim hâlâ uyuşuk, kırışık ve soğuk,

Bir gün lâl, bir gün avaz,

Ayazında buz keserken,

Sesim çıkmadı, bağıramadım.

İçim inledi en derinden,

Ne nağme anladı, ne martı.




Hayatı karmaşık hale getiren biz miyiz acaba? Bu basit sorunun yanıtını arıyorum uzun zamandır. Yazılmamış kurallar, ahlaki boyutlar ve öğrenilmiş çaresizlikler arasında gidip geliyoruz ve haberimiz mi yok? Belki de var ve böylesi hoşumuza gidiyor. ‘Keşke 500 yıl sonraki toplumları gözlemleyebilme imkanım olsaydı‘ diyorum bazen. Sonra vazgeçiyorum hemen. Çünkü ne kadar az bilirsem o kadar iyi.

Hayatımın ilk şiir denemesiydi yukarıdaki. Pardon, ilkokuldayken yazdığım “İlkbahar” ve “Arkadaş” şiirleri müstesna.  Hem “manzume” insanı değilim ki ben, “nesir” severim, uzun cümleler kurmayı bilirim.

Bazen de meramımı anlatmak için sadece susarım, karşımdakinin gözünün içine bakarım. Bağırıp çağırmadan anlaşılmak isterim.

Çoğu zaman anlamazlar. Nadiren sezecek gibi olan biri çıkar, o da korkup vazgeçer.

Çünkü “Suçlamak, anlamaktan daha kolaydır, anlarsan değişmen gerekir.” (*)


(*) Peyami Safa

13 Yorum

Filed under içimden geldiği gibi