Category Archives: içimden geldiği gibi

13

Başlıktaki sayı; binlerce insanın hayatını karartan, ocakları söndüren ve nice umutları yıkan o melun Marmara depreminin üzerinden geçen yılları anlatıyor.

13 koca yıl; kimbilir nasıl zor geçti yakınlarını kaybedenler için ve kimbilir her yeni gün kaç kez yaşadılar o yıkım anının kabusunu.

Keşke biz de doğal afetlere karşı hazırlıklı olabilsek Japonlar gibi, keşke binalarımızda deniz kumu olduğu açıklamalarını duymasak, keşke Van depremi sonrasındaki yardım yağmalanmalarına, Marmara depreminden sonraki o iç acıtıcı deprem soygunlarına şahit olmamış olsak, keşke bunca felaketten ve acıdan sonra, olası depremler için bir arpa boyu yol ilerleyebilmiş olsak..Keşke…Keşke…Keşke…

17 Ağustos ve diğer tüm depremlerde hayatını kaybetmiş insanlara rahmet; yakınlarına da baş sağlığı dilerim.

 

Yorum bırakın

Filed under içimden geldiği gibi

Haberler…

Aslında bu blogun yazıları genelde iç açıcı olmak üzere planlanmakta ve kurgulanmaktadır tarafımdan..Gezilen bir şehir, güzel bir tiyatro oyunu, paylaşmak istediğim bir sergi veya konser etkinliği, lezzetli bir yemek, hayata dair duygular ve benzeri hoşluklar..Ama bugün içimden başka türlü yazmak geldi..

Sizin de içiniz sıkılıyor ve böğrünüze bir taş oturuyor mu haberleri seyrederken, gazete okurken, gündemi takip ederken ?

Şiddet gören mağdurlar, haklarını aramak isterken içeri tıkılarak susturulan insanlar, şehit acıları, ekonominin çöküşü, yoksulluk sınırı, her gün işkence etseniz doymayacağınız;  ama buna rağmen ellerini kollarını sallayarak dışarıda gezen azılı katiller, sapıklar, tecavüzcüler, ihmal yüzünden vefat edenler, tersanelerde, maden ocaklarında hayatları sönenler, cinnet geçirenler, yollarda helak olanlar..

Kaç ülkede bir insan kaldırımdaki çukura düşüp yaralanabilir ya da hangi diyarda bir çocuk ambulans gecikti diye ölebilir? Hep yazılan-çizilen klişedir ama sormadan edemiyor insan; bu kadar mı değersizdir bu topraklarda insanın hayatı? Hakikaten mi pamuk ipliğine bağlıdır burada yaşam ? Adalet; sarayı/binası büyüdükçe yok olan ve sadece lafta kalan bir kavram mıdır “vefa” gibi? Kocasından gördüğü şiddet sonucu ölen kadın; ölmeden önce defalarca polisten koruma talep ettiği halde niçin ciddiye alınmaz?

Etrafımdaki insanlar  bir süredir “artık haber seyretmek istemiyorum, sinirlerim bozuluyor” diyorlar.. Zaten herkesin kendi derdi mevcut; bir de her gün daha da kötüleşen “ajansı” seyredip iyice hayata küsmek, içlerini karartmak istemiyorlar..

Hayat çok enteresan bir mecra; gerçekten bugün varsın ama yarın olup olmayacağın hiç belli değil..Geçtiğimiz günlerde bunu çok net anlamamı sağlayan, yüzümüze tokat gibi çarpan, çok üzücü bir kayıp yaşadığımızda anladım ömrün gerçekten de “üç günlük” olduğunu.. O yüzden çok fazla ince eleyip sık dokumamak ve hayatın tadını çıkarmak gerekiyor gerçekten..

Mevlana’nın etkileyici dizeleriyle noktalıyorum bu yazıyı..

Tanrı der ki;
Kimi benden çok seversen onu senden alırım…
Onsuz yaşayamam deme,
Seni onsuz da yaşatırım,
ve mevsim geçer,
Gölge veren ağaçların dalları kurur,
Sabır taşar,
Canından saydığın yar bile bir gün el olur,
Aklın şaşar,
Dostun düşmana dönüşür,
Düşman kalkar dost olur,
Öyle garip bir dünya,
Olmaz dediğin ne varsa hepsi olur,
Düşmem dersin düşersin,
Şaşmam dersin şaşarsın,
En garibi de budur ya,
Öldüm der durur, yine de yaşarsın…
 
Mevlana

Yorum bırakın

Filed under içimden geldiği gibi

Bilmem ilgilenir misiniz ama……..Geri Döndüm…

Tam 15 aydır yazı yazmamışım sevgili bloğuma..Neden bu haksızlığı yaptım, severek açtığım ve onlarca yazıyı heyecanla eklediğim sayfama; bilemiyorum.. O kadar çok şey değişti ki hayatımda..

En büyük değişiklik özel hayatımda…Bu pekçok insanın yaşadığı, yaşamak üzere olduğu veya yaşayacağı bir durum farkındayım..Ama insan kendi başına gelince heyecanlanıyor, ne yapacağını şaşırıyor, mutlu oluyor, hatta belki hafiften buldumcuk oluyor, kaybetmekten korkuyor, üzerine titriyor , özümsüyor, benimsiyor, nazar değmesinden çekiniyor ve illa ki kendi yaşadıklarını özel sanıyor…Hani her sınıfın kendince “Hababam Sınıfı” olması gibi:)

Diğer bir değişiklik ise iş hayatımla ilgili..Aslında artık bir “iş hayatım” yok..5 senedir, yani  yaklaşık 1825 gündür hayatımda olan şirketimden istifa ettim..Kolay olmadı tabii, aylarca süren kararsızlıklar, duygusallıklar, aidiyet duygusu, kıdem (tabiri caizse ‘kaşarlanma’) rahatlığını bırakıp gitme cesareti -ya da aptallığı mı demeliyim- , ‘iş bulmadan sakın ayrılma’ uyarıları, bunalmalar, trafikte geçen saatler, sinir bozuklukları, stres ve agresiflik.. Bütün bunlar iş yerindeki son aylarımı özetliyordu diyebilirim.. Her gün evime gider gibi rahatlıkla girip-çıktığım, her ayrıntısını ezbere bildiğim, tüm personelini çok iyi tanıdığım bir kurumdan çıkıp gitmek zor oldu..Üstelik maddi tüm haklarımı bırakmış olmak, zaman zaman “büyük bir hata mı yapıyorum” sorusunun beyimde dönmesine sebep oldu..Ama “istifa etsem mi” zehri bir kere insanın kanına girdi mi, çıkarması da pek mümkün olmuyor; hele de her sabah ayakların geri geri giderek 70 km yol tepiyorsan.

Pek fazla risk alan biri değildim, sanırım ilk kez bu kadar büyük bir değişikliğe cesaret ettim ve eylemsizliğimden kurtulup istifayı verdim..Ama istifamı bildirdikten sonra, yüz üstü bırakmayı kendime yediremeyeceğim önemli bir işimi tamamlamak için yaklaşık 1.5 ay çalışmaya devam ettim..O sürede iş yerindeki yakın arkadaşlarıma durumu açıkladım ve her gün sona yaklaşmanın üzüntüsünü biraz daha fazla hissederek görevimi tamamladım..15 Haziran 2012 tarihinde,  5 yılımı tamamladığım ilk göz ağrımdan buruk bir huzurla ayrıldım.. 1 ay geçti ve ben sanki 10 yıldır çalışmıyor gibiyim, o derece uzaklaşmış hissediyorum kendimi..”Nasıl kalkıyordum ben her sabah 05.50’de ? Nasıl gidip geliyordum her gün 140 km yolu ? Onca stresi nasıl çekiyordum ?” soruları zihnimi meşgul ediyor şimdi.. Sanırım gülü seven dikenine katlanıyor bir şekilde..

Şimdi ne yapacağımı bilmiyorum.. Geleceğini planlayamamış yeni mezunlar gibiyim..Hayat çok enteresan bir mecra, ne zaman ne olacağı hiç belli olmuyor..İyi şeyler olmasını temenni ediyorum.. Sadece sağlıklı  olmayı ve ailemle, eşimle, sevdiklerimle, dostlarımla mutlu bir hayat yaşamayı diliyorum. Gerisi hakikaten teferruat..

4 Yorum

Filed under içimden geldiği gibi

Aşağıdaki cümleler, bir zamanlar  “zamane hatunlarının yaşadığı zorluklar”  temalı bir yarışmaya gönderdiğim yazının ortasından alıntıdır..Bugün bizzat kendimden alıntı yapmak istedim..

“(…) Sonra tabi güncel konulardan da uzak olmamak gerekiyor, her haltı takip etmenize rağmen, gözünüzden kaçan ufacık bir haber yüzünden hemen apolitik ya da anti-entelektüel yaftasını yapıştırıverirler mazallah!

Karmaşanın içinde mutlaka siyaset ve ülke sorunlarını takip etmek, hatta magazinel olaylardan ve maçlardan da haberdar olmak şart, dost meclislerindeki sohbetlerden geri kalmak zamane hatununa yakışmaz çünkü..Kendinize gösterdiğiniz hassasiyeti erkek arkadaşa göstermezseniz bozulur, “biz neden böyle olduk”lar, “sen artık beni eskisi gibi sevmiyorsun”lar havada uçuşur..

 En çok korktuğum da, ileride ailemle ve sevdiklerimle bu kadar az vakit geçirebildiğim için pişman olmak..Sonuçta giden yıllar, geçen zamanlar geri gelmiyor..Bazen ‘yetişkin’lerden duyuyorum; “çocuğumun büyümesine şahit olamadım” diyorlar..Bu bence bir anne-baba için çok hüzünlü ve bir o kadar da çaresiz bir handikap..Çocuğuna daha kaliteli hayat sağlamak için didiniyorsun, ama onunla yeteri kadar zaman geçirip hayatını yaşayamıyorsun.. Zaten ben evli ve çocuklu olup da kariyerinde ilerleyen, aynı zamanda çoluğuna çocuğuna yeteri kadar vakit ayırabilen hatunlara inanamayarak ve bir o kadar imrenerek bakıyorum..Nasıl oluyor da ben ailemle yaşarken, akşam yemeğini hazırlamazken, çamaşır yıkayıp evin düzenini sağlamak zorunda olmazken bir şeylere yetişmeye zorlanırken, onlar bütün bunların üzerine bir de iki dirhem bir çekirdek olup çalışmaya gidiyorlar, eşlerine zaman ayırıyorlar, anlayan beri gelsin..

“Hatunun hatuna akrep etmez ettiğini” benzeri sözlere inanmama sebep olacak çekememezlikler oluyor bazen iş hayatında, belki ben de yapıyorumdur bilemiyorum ama kadın müdür ile çalışmak, gözünü kariyer hırsı bürümüş ve duygulara yer vermeyen hemcinsler ile uğraşmak hiç kolay değil..Umarım ilerde kendimden bir canavar yaratıp, “ruhsuz, robot gibi kadın, işinde yükselmekten başka bir şey düşünmüyor” dedirtmem kimseye..

İstiyorum ki elimi attığım tüm mecralarda başarılı olayım, sevdiklerim yanımda olsun, hem kendime hem onlara yetebileyim, ihmal etmeyeyim ve edilmeyeyim, işimde ve akademik hayatımda her şey yolunda gitsin, huzurlu olayım, bu arada o etkinlik senin, bu eğlence benim gezeyim, dünyadaki sorunların ucundan tutabileyim, birilerine faydam dokunsun, arkamda kalıcı hatıralar bırakabileyim, becerikli olayım, güzel yemekler pişirebileyim, hem eğlenilecek hem evlenilecek hatun olayım 🙂 , sevgilimle/eşimle büyük aşk yaşayayım, en keyifli zamanlarımızı birlikte geçirelim, en az iki tane çocuğum olsun, onlara benim ailemin bana sunduğu imkanları sağlayabileyim, kadın olduğum için kendimi bazı alanlarda erkek milletine karşı ispatlamak zoruda kalmayayım, cinsiyet ayrımcılığına maruz kalmadan kendimi kabul ettireyim, sokakta istediğim saatte korkmadan gezebileyim, hayatım dengede kalsın, arabayı park edemeyince “hatuna ehliyet verirsen böyle olur” sözünü duymayayım, birileri beni sadece ben olduğum için sevsin, erkek arkadaşım beni makyajsız, en doğal halimle beğensin, maske takmak ve sürekli dinamik görünmek zorunda kalmayayım, bazen kafam rölantide çalışabilsin, kilo vermek için yırtınmayayım, adamlar karşımda en yağlı yemekleri yerken salataya tabi olmayayım, daha doğrusu kendimi buna mecbur hissetmeyeyim, iş hayatındaki cambazlıklara alet olmayayım, yükselmek için karakterimden ödün vermeyeyim, meziyetlerim karşımdakiler tarafından anlaşılsın, hatun olduğum için hakkım yenmesin…

Ne olursa olsun ben böyle yaşamayı ve mücadele etmeyi seviyorum..Sanırım her şey önüme hazır olarak sunulsa ve çaba göstermeden bir şeyleri elde etsem bu kadar kıymetli olmazdı..

6 Yorum

Filed under içimden geldiği gibi

Derledim

Bugün canım hiçbir şey yazmak istemiyor..Duygularını, düşüncelerini içine atan biri olmasam da, içimde kopan fırtınaları kimse bilmiyor, bilmesin de..Beni etkileyen yazılardan birini alıp buraya koyuyorum..Evet tembellikse tembellik, zira canım çalışkan olmak bile istemiyor bugün..

Dün Canım olan
Yarın, Düşmanım olmaz benim
Yaşananların hatırı hep saklı kalır,
Hatırları hep sorulur selamları hep alınır…

Sildiklerim vardır bir de,
onlar yanlışlarım ve pişmanlıklarımdır
Adları anılmaz, hatırları sorulmaz,
Sadece beddualarımdır

Vicdanla birlikte
Şeref ararım ben sevdiklerimde
Her zaman doğru değildir elbet seçimlerim
Zaman gelir şerefsizleri de severim

Her yerde gözüm kulağım vardır benim
“Eksik söylemek yalan söylemek değildir” mantığındaki “Çok Dürüstler”?
Beni değil, kendilerini kandırırlar yalnızca
Bilmezden gelişlerim, aptala yatışlarım
Kaybetme korkumdan değil,
Karşımdakilerin yalan söyleme potansiyellerine olan merakımdandır…

İnkar olmaz benim hayatımda
Yaşananı, “yaşanmamış” saymam
Sayanları da SAYMAM
Kelimelere sığmaz,
Sayfalar sürer beni anlatmak,
Ama ne kadar anlatılırsa anlatılsın
Yaşayan bilir beni, yaşamayan anlamaz

Ağırdır sevmelerim her yürek taşıyamaz,
Büyüktür umutlarım her omuz kaldıramaz

Can Dündar

 

Yorum bırakın

Filed under içimden geldiği gibi

Yeni Sene

Büyüdükçe insanın zaman mefhumunda çok enteresan değişiklikler oluyor sanırım. Eskiden seneyi, haftayı hatta günü ve saati çok daha hissederek, içe sindirerek ve dolu dolu yaşarken, son 1-2 senedir ayın ilk haftasından sonra, aniden bitişini idrak eder hale geldim.Herhalde 10 sene sonra bu duygumu yazıya dökerken “senenin başı-sonu” ölçeğine ilerlemiş olacak.

Hayatımda hiç “yeni yıl kararları” , “20xx’te yapılacaklar” listem olmadı, bu sene de böyle maddeler oluşturmadım, ama eski yıldan devreden bazı mevzular mevcut haliyle…Beni üzen, sıkıntıya sokan cephede biraz radikal kararlar almam gerekecek…O sınavı verip temel refah seviyeme ulaştığım zaman; Maslow Piramidi misali, “olmasa da olur, ama olursa şahane olur” türünden planlara gelecek sıra.. Bunların içinden menfi, yani direk şahsıma hizmet edenler, kamuya açılanlar, belli birilerini mutlu edecek olanlar ayırt edilecek, tembelleşilmeyecek.

7 yaş çocuk naifliğindeki listemi şu anda oluşturmakta ve burada ifşa etmekte sakınca görmüyorum:)

*Ailemde, eşimde-dostumda ve bende herhangi bir sağlık sorunu olmaksızın, çok dinamik, enerjik bir hayat

*İç huzurun tavan yaptığı, insan ilişkilerinde mutluluğun doruğa ulaştığı bir sene

*Stresten uzak, kahkahası bol, neşeli ve huzurlu bir iş hayatı (bkz. Ütopya)

*Yanında olmaktan keyif aldığım canlılarla uzun sohbetler, gülmekten ağzımın ağrıdığı zaman dilimleri

*Kimseye kırılmadan, gücenmeden; bittabi kimsenin de kalbini kırmadığım, gül gibi geçinip gittiğimiz bir yıl

*Duyarlılıktan vazgeçmeyen, dünyada başkalarının da yaşadığını ve özgürlüğün başkalarının hakkına tecavüz olmadığının idrak edildiği, benim de aklımın köşesinden hiç ayırmadığım bir mentalite

*Etrafımdaki –hatta dünya üzerindeki- insani duygularını kaybetmemiş, canavara dönüşmemiş, “aklı hür, vicdanı hür, irfanı hür” insanlarda artış

*Ülkede yaşanan saçmalıkların sayısında yaşanan azalma ile şaşırılan, şok olunan günler,

*Buraya yazamayacağım bir madde daha

Bugüne kadar yaşadığımız en güzel sene 2011 olsun !

Yorum bırakın

Filed under içimden geldiği gibi

Sene Sonu Muhasebesi

Bir kısa yılı daha devirmek üzereyiz; kısa diyorum çünkü geçen seneyi halihazırda yaşadığımız seneye bağlayan yılbaşı kutlamasına sanki 6 ay önce katılmış gibiyim. Zaman o kadar garip bir mevhum ki; 365 güne sıkışmış yüzlerce olay, beklemeler, mutluluktan uçmalar, başarılar, hezimetler, kazıklar, acı tecrübeler, sırt çevirenler, kucak açanlar, şaşkınlıklar.. Hepsi kafamın etrafında yıldızlar gibi döne döne uçuyor, bir nevi kısa film şeridi haline gelmiş..

Niyetim kar-zarar analizi ya da “yeni yılda alınacak kararlar” gibi tuhaf hesaplar yapmak değil.. Hani konuşurken düşüncelerimizi tam toparlayamamışsak “sesli düşünüyorum sadece” deriz ya, onun yazılı halini gerçekleştiriyorum şimdi.

Hayatım boyunca bir daha asla “asla” dememeyi öğrendim, kimsenin hayatını yargılamamayı, insanoğlu denen varlığın başına her şeyin gelebileceğini ve yapılan hatalardan ders alınması gerektiğini tecrübe edindim.

Geçen seneden sarkan ve mutlaka halletmek istediğim, hayat merdivenlerinin basamaklarından [ çok metaforik olduJ ] birini atladım; içimi ferahlattım..Zira kendisi önemsiz gibi gözüken ama meşakkatli bir süreç oldu benim için..

Çok önemli ve kritik rol oynayan insanların bir anda sahneden kulise geçebileceğini, hatta yüzlerinin bile unutulabileceklerini öğrendim bütün bu karmaşanın arasında..Eşin-dostun rezil de, vezir de edebileceğini, ama ailenin her daim sapasağlam arkanda duracağını öğrendim.

Şu hayatta babana bile güvenmeyeceksin” mottosunun yalan olduğunu, ademoğlunun ömr-ü hayatında sahiden sırtını dayayabileceği birilerinin olabileceğini ve ayrıca eski dosttan düşman olmayacağını anladım (umarım algılarım beni yanıltmıyordurJ )

Duyarlı olmanın ve olan bitene sessiz kalmamanın beni mutlu ettiğini bir kez daha teyid ettim..”Ben neyi değiştirebilirim ki şu koca dünyada ” demek yerine, en azından gayret göstermenin, vurdumduymaz olmamanın hazzını hissettim zaman zaman.

Bazen benmerkezci olmak gerektiğini ve kendini mutlu hissetmediğin yerde bulunmaman gerektiğini fark ettim.. Enerjini alan insanlar yerine, sana huzur verenlerin yanında olmanın önemini öğrendim..

Yardıma ihtiyacı olan birinin gereksinimini giderirsen, hem onu hem kendini tatmin ettiğini, keyiflendirdiğini bir kez daha tecrübe ettim.

Bakalım  “ben hayatta bunu öğrendim” gibi iddialı ve boyumdan büyük laflar etmemem gerektiğini ne zaman öğreneceğim:)

















3 Yorum

Filed under içimden geldiği gibi

Ne yapmalı, nerelere gitmeli, nereden bulmalı?

Hatırı sayılır bir zamandır kafamda olan ve yapmam gereken bir görevimi büyük oranda gerçekleştirmiş bulunuyorum..Aylarca bunun olmasını bekledim, hatta beklerken de; gerçekleşince hayatımda çok fazla değişiklik yaratmayacağını, ama başladığım işi bitirmiş olmanın vereceği o muhteşem hazzı düşündüm..

Sürecin halen içinde olmam hasebiyle,  o hazzın farkında olamadığımdan bu mevzuyu şimdilik es geçiyorum ve konudan konuya atlıyorum.

Biraz bayat olacak ama, yazmak için anca fırsat bulduğum için önce Akbank Caz Festivali kapsamında izlediğim “The Sun Ra Arkestra”dan başlayayım.. Saksafon, trompet, trombon, piyano, elektrogitar, perküsyon, bas ve davuldan mütevellit kalabalık ve neşeli bir grup olan Sun Ra Arkestra’yı izlerken yaşımdan başımdan utandım, zira şef (aynı zamanda saksafon ve flüt çalmakta) 86 yaşında olmasına rağmen,  oradan oraya koşturup danslar eden Marshall Allen adında cici bir amca..Grubun geri kalanı da hayli ileri yaşlarda, ama perküsyoncu ağabey şarkının ortasında sahnenin önüne gelip akrobatik hareketlerle bir dans etti ki, aklım şaştı vallahi..

Daha taze bir etkinliğe yelken açalım ve Filmekimi’nden bahsedelim. Biletler satışa çıkar çıkmaz tükendiği için henüz bir program yapamadım, ama vaktimin uyduğu ilk filme gidip kapıdan bilet bulmaya çalışmak gibi bir hayalim var şu an.

Festivalin en dikkat çeken filmlerinden biri; aralarında Fatih Akın’ın da bulunduğu 11 yönetmenli bir seyirlik.. Andy Garcia, Ethan Hawke, Natalie Portman, Orlando Bloom ve Bradley Cooper gibi seyredilesi oyuncularla donanmış olmasının yanısıra, benim için en ilgi çekici tarafı; favori aktörlerimden Uğur Yücel’in de oyuncu kadrosunda yer alması..Filmi festivalden önce izlemiş ve beğenmiştim, ama yine de Paris I Love You’nun tadı da hikayeleri de bir başkaydı sanki..

Sofia Coppola’nın yönettiği “Başka Bir Yerde” , Juliette Binoche’un başrol oynadığı “Aslı Gibidir” , Tayland-İngiltere-Fransa-Almanya-İspanya ortak yapımı “Amcam Önceki Hayatlarını Anlatıyor” , Balthasar Kormákur’un yönetmenliğini yaptığı “Nefes Nefeseve Sophie Marceau’nun boy gösterdiği “Aşka Fırsat Ver “ izlemeyi isteyeceğim filmler arasında..

Bu güzel ekim ayı aktiviteleri dışında, pastırma yazını kaçırmamalı, sahilde yürüyüş yaparken iyot kokusunu akciğerlere doldurmalı,  Beylerbeyi’nin ya da Arnavutköy’ün salaş balıkçılarına uğranmalı, arabaların geçmediği ara sokaklara atılmış masalarda eş-dostla sohbet edilmeli, uzun lafın kısası, “son 1000 yılın en korkunç kışı” gelmeden bahar günlerinin tadı çıkarılmalı.

2 Yorum

Filed under içimden geldiği gibi, Kültür-Sanat

..Yaşayınca Anladım..

Bu yaz bana tatilin kısmet olmadığını ve çok da fazla zorlamamam gerektiğini anladım.. Oysa ne güzel hayallerimiz vardı, pek sevdiğim arkadaşlarımla tüm planı ilmek ilmek ördük, yerimizi ayırttık ve felekten çalacağımız hafta sonunun keyfiyle cumartesiyi bekledik..Çok değil, iki gün ‘mehtaba çıkacaktık’.. Cumartesi sabahı;  daha önce burada hastalığına da değinmiş olduğum yakın aile dostumuzun vefat haberi geldi önce..Söylenecek fazla bir şey kalmıyor böyle durumlarda, üzülmekten başka yapacak bir şey de..

Durumu haber vermek için telefonumu açmamla birlikte gelen mesajlarla afallıyorum..Arkadaşımın sabaha karşı bir kaza sonucu elini kesip hastanede apar topar ameliyata girdiğini, üstelik mikrocerrahinin de olaya dahil olduğunu öğreniyorum..

“Yazı yazasım” iyice kaçtı bu aralar..Blogu açalı neredeyse 1 sene oldu ve bu sürede sadece bir kez başkasının kaleme aldığı bir yazıya yer verdim..Bu da ikinci olsun, ben susayım Can Yücel konuşsun..

 
 
Yaşayınca Anladım
  
 Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,kendimi bulduğumda anladım.
Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,
Kendi yolumu çizdiğimde anladım..
Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak,dinleyerek değil..
Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım..
Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış,
Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım..
Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden,
Neden hiç ağlamadığını anladım..
Ağlayanı güldürebilmek,ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş,
Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım..
Bir insanı herhangi biri kırabilir,ama bir tek en çok sevdiği, acıtabilirmiş,
Çok acıttığında anladım..
Fakat,hak edermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını,
Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım..
Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet,
Yüreğini elime koyduğunda anladım..
”Sana ihtiyacım var, gel ! ” diyebilmekmiş güçlü olmak,
Sana ”git” dediğimde anladım..
Biri sana ”git” dediğinde, ”kalmak istiyorum” diyebilmekmiş sevmek,
Git dediklerinde gittiğimde anladım..
Sana sevgim şımarık bir çocukmuş,her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan,
Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım..
Özür dilemek değil, ”affet beni” diye haykırmak istemekmiş pişman
olmak, Gerçekten pişman olduğumda anladım..
Ve gurur, kaybedenlerin,acizlerin maskesiymiş,
Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış,
Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım..
Ölürcesine isteyen,beklemez,sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi,
Beni af etmeni ölürcesine istediğimde anladım..
Sevgi emekmiş,
Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş…

2 Yorum

Filed under içimden geldiği gibi

Ağustos Güzellemeleri

Tatile gidemeyenler, işleri başından aşanlar,manyetik alanların etkilerini vücutlarında hissedenler, değişiklik arayanlar, İstanbul’da aynı şeyleri yapmaktan sıkılanlar toplaşın ! Son günlerde bana keyif veren 2 aktiviteye katıldım, biri ‘sulu’, diğeri ise hızlı ve adrenalinli:)

Öncelikle geçen hafta gittiğim SuAda hakkında iki kelam edeyim.. Bilindiği üzre, burası yılların Galatasaray Adası; spor klübünün aktivitelerine ev sahipliği yapan, camianın pek sevdiği bir adacıkken, önce BuzAda adı altında eğlence sektörüne hizmet ediyor, daha sonra da SuAda adını alarak günümüzdeki haline geliyor.

Mekan büyüleyici, boğazın ortasında püfür püfür yemek yemenin ya da havuza girmenin keyfi paha biçilemez..İşletmeciler de böyle düşünmüş olacaklar ki, şezlongların tamamen dolu olmasına aldırmadan içeriye gelen her misafiri almaya devam etmekte bir sakınca görmüyorlar.. Biraz geç gittiğimiz için, adım atacak yerin zor bulunduğu havuz kenarında 2 tur atıp güç-bela yer tutarken, hafta arası havuz keyfinin çok daha konforlu ve eğlenceli olacağını düşündüm..

Adanın tuzlu suyunda köprüye karşı yüzmek insanın içindeki gerilimi alıp boğaza karıştırıyor, denizin ortasında yüzme hissi, nereye baksanız gördüğünüz şıkır şıkır su, gelip geçen tur tekneleri, şık yatlar, salaş kayıklar insanı şehirden alıp tatil beldesine ışınlıyor..

Acıkanlar için 5-6 tane alternatif mevcut, zaten herkes mayosunun üzerine bir çaput geçirip havuzun hemen yanındaki mekanlarda karnını doyuruyor.

Denizi deli gibi seven, ama havuz alışkanlığı hiç olmayan biriyim, son 5 senede belki 5 kere bile havuza girmemişimdir..Buna rağmen bu adacığın havuzu –belki tuzlu su olduğundan– beni pek tatmin etti..Yazının başında da belirttiğim gibi; henüz tatil yüzü görmemiş, sıcaktan buharlaşmış haldeyseniz, burayı tavsiye ederim..[Dipnot; adaya Kuruçeşme’den ücretsiz ulaşım mevcut]

Gelelim diğer atraksiyona.. Hayatımda en mutlu olduğum yerlerden biridir Lunapark..Işık hızıyla oradan oraya uçan trenlere binip korkudan çığlık atmaya, çarpışan arabalara, halka atıp çubuklara geçirmeye çalışmaya; kısacası  o hengamede kendimi kaybetmeye bayılırım..

Dün bir işim için Bostancı’ya gitmişken, hazır pek sevdiğim arkadaşlarım da yanıma gelmişken, e Lunapark tüm rengarenkliğiyle yanımızda dikilirken bu şansı tepmek olmazdı.. Orada bulunduğumuz 2 saat boyunca, heyecan, eğlence ve korkudan başka bir his yaşamadım diyebilirim..

Özellikle bir alet vardı ki, tasvir etmeden geçemeyeceğim..Balerin şeklinde bir mekanizma düşünün, 2şerli koltuklara biniyorsunuz ve arka arkaya vagonlara diziliyorsunuz..Öyle korkunç bir hızda dönüyor ki, izlerken önünüzden geçenlerin suratını seçme imkanınız olmuyor, yuvarlak alet bir çizgi halinde görünüyor..Zaten iki kere hızı doruk noktasına ulaşıyor ve arada bir mola veriliyor, herhalde ayılıp bayılan var mı, ona bakıyorlar:) Çünkü o hıza belli bir süreden fazla tahammül etmek mümkün değil..Tabii bu sırada sizi uyduruk bir emniyet kemerine bağlı demirin tuttuğunu söylemeden geçmeyeyim.. Gondolların emniyetinin de her an çıkacakmış gibi duran bir çubukla sağlandığını düşünürsek; aletlerin güvenilirliği konusunda şüpheci olmak gerek ..  Aslında buna ‘kelle koltukta eğlence’ de diyebiliriz:)   Herkese püfür püfür, limonata ferahlığında ağustoslar..

2 Yorum

Filed under Biri Kaçamak mı Dedi ?, içimden geldiği gibi