Category Archives: içimden geldiği gibi

…İlelebet Payidar Kalacaktır

Başlıktaki öngörüye konu olan Türkiye Cumhuriyeti’nin sade bir vatandaşı olarak; okullarda, kitaplarda, sohbetlerde yakın/uzak tarihimize dair pek çok utanç verici vaka öğrenmiştim. Zaman zaman vahşetler karşısında ürkmüş, bazen de insanoğlunun koltuk ve hükmetme sevdası yüzünden ne hallere gelebileceğine dehşetle tanık olmuştum.  Ama hiç şimdiki kadar umutsuzluğa kapılmamıştım, az da olsa içimde tutmuştum iyimserlik tohumlarımı..Belki eski olayları bizzat yaşamadığımdan, belki de çocukluğumdandı iyi niyetim..

‘Çocuk’ demişken..Bu millet ne zaman bu dünyadan göçüp giden bir ‘çocuğun’, hatta bir canlının ardından ağza alınmayacak konuşmalar yapacak hale geldi ? Ne vakit bu kadar insanlıktan çıkıldı ? Yoksa eskiden beri böyleydi de bu kadar ayyuka mı çıkmamıştı bu güruh ? Aklım hafsalam almıyor okuduklarımı, dinlediklerimi ve resmen korku içinde bekliyorum olacakları.

Elim gitmedi klavyeye günlerdir, ama bu kez vakit bulamamaktan, koşturmaktan değil. İçimden geçenleri ne şekilde kelimelere dökeceğimi bilemediğimden. Kendi ülkemde olan bitenden yüzüm kızarırcasına utandığımdan. Akıl sır erdiremediğimden. Ümitsizliğimden….

Her karanlığın bir aydınlığa ulaşacağını biliyorum elbet, lakin dünya gözüyle görmek istiyorum o günleri.

Toparlanalım…Şimdi bedbinlik değil, nikbinlik zamanı…Her şey çok güzel olacak. Rahat uyuyun.

çiçek

 

 

 

Yorum bırakın

Filed under Gündem, içimden geldiği gibi

Eskidendi, Çok Eskiden…

Aslında bu yazıyı Aralık ayında, yıl sonu değerlendirmesi niyetine yazıp, hem geçmiş yılın muhakemesini yapacak hem de yeni seneden istediklerimi sıralayacaktım. Ama olmadı,çünkü ‘zamansızlık’ denen ve benim aslında “bir eylemi yapmamak için üretilen bahane” olarak tanımladığım çağımızın moda olgusu herkes gibi beni de sardı…

2013; son iki hanesinin algılarımızda yarattığı uğursuzluk simgesinin aksine, kişisel tarihimde önemli ve güzel bir dönem olarak yerini aldı. Dönüm noktaları olarak tabir edebileceğimiz olaylar yaşadım, çok sevindim, duygulandım, bazen bocaladım, kızdım, şaşaladım, zaman zaman üzücü kayıplar yaşadım; yani uzun lafın kısası herkes gibi kendi dünyamın merkezinde bir yılı daha devirdim.

Büyük resme gelirsek; ülkece (yarısı) silkindiğimiz, haksızlıkların ve adaletsizliklerin diz boyundan da öte gırtlağa dayandığını idrak ettiğimiz, birçok çarpıklığın gözler önüne serildiği bir dönem yaşadık. Ne olursa olsun insanlığa, vicdana, adalete ve “güzel bir dünyaya” inanmak istiyorum halen..

Bundan 3 sene önce, sene başında yazdığım yazıma takıldı gözüm ve fark ettim ki; benim hayattan dilediklerim pek değişmemiş, zira oradaki maddelerin hepsi halen benim beklentilerimi oluşturuyor.

Derken 2014 başladı; iki hastalık haberi geldi yakınlardan…Biri;  neredeyse 20 yıllık geçmişimizin olduğu yakın bir dost. Atlatacağına ve bugünlerin geride kalacağına inancımız tam, fakat bu olayla birlikte “sağlıktan önemli hiçbir şey olmadığı” tekrar tokat gibi çarptı yüzümüze. Diğeri ise bir aile dostumuz, çocukluğumdan beri tanıdığım, bildiğim biri. O melun hastalığı yenemedi ve bu dünyadan göçtü gitti..İşte o vakit “hayatın ne kadar boş olduğu” yine dank etti kafamıza.

Ama insanoğlu bir türlü  akıllanmıyor, ders almıyor..Bir süre sonra yine hayatın hızına, günlük gailelerin hırsına kaptırıyor kendini ve ufacık tefecik şeyleri kendine sorun etmeye devam ediyor. Şairin dediği gibi “Ömür dediğin 3 gündür  Dün Geldi geçti, yarın meçhuldür / O halde ömür dediğin  Bir gündür, o da bugündür”…

Bugünlerde aklıma Sezen Aksu’nun “Eskidendi, Çok Eskiden” şarkısında geçen “Hani biz kimseye küsmemiş, hani hiç kimse ölmemişken..Eskidendi, eskidendi…Çok Eskiden…” dizeleri takılıyor.

Melankoli yapıp boşvermişliğe kapılmak değil bu yazının amacı, aksine; bazen biraz yavaşlamak, hayatın tadını çıkarmak, sağlığın, ailenin, dostların ve yaşamın kıymetini bilmek gerektiğini vurgulamak istedim.

Hepinize Mutlu Seneler…

Yorum bırakın

Filed under içimden geldiği gibi

Şanda Tiryaki

Arnavutköy-Kuruçeşme hattını nasıl bilirsiniz ? Sıra sıra dizili balıkçılar, meyhaneler, kafeler; keyifli bir manzara ve upuzun bir yürüyüş yolu.. Son zamanlarda kulağıma gelen, ancak gitme fırsatı bulamadığım Şanda Tiryaki; ‘Arnavutköy’de balıkçıdan başka lokanta bulamayız‘ algımı kıran, üstelik manzaraya karşı kebap sunan bir mekan olarak hafızamdaki yerini aldı…

Ulus’ta uzun süre Tiryaki Ocakbaşı olarak bilinen yer; Arnautköy Şanda Kebap ile birleşmiş ve pek de güzel olmuş. Servis kaliteli; ne insanı huzursuz eden bir serilikle oradan oraya koşanlar var, ne de bir şey istediğinizde elinizi 5 dakika havada bırakanlar.. Kararında ve dozunda bir ilgi ile müşterilerini hoşnut etmeye çalıştıkları her halinden belli çalışanlardı gördüğümüz Şanda Tiryaki’de.

Şanda Tiryaki

Yemeklere gelecek olursak; iftar saati olmasına rağmen zamanlamanın gayet ölçülü, lezzetlerin yerli yerinde ve de etlerin ağızda dağılan cinsten olduğunu söyleyebilirim. Yalnız; birimize gelen tabak sanırım iftar için hazırlanan menülere dahildi ve bizim siparişimize istinaden değil, önceden hazırlanmıştı. Bu sebeple olması gerekenden biraz daha soğuk servis edildiğini belirtmem gerekiyor. Ancak yine de iftarın tüm o hengamesine rağmen sofradan mutlu kalkmamızı sağladı Şanda Tiryaki.

Hem bahçesinde hem de üst katta manzaraya hakimsiniz, burası öyle hangar gibi büyük kebapçılardan değil; ufak tefek, sevimli iki katlı bir ‘lokanta’.. (Dikkatli okuyucular, genelde ‘lokanta’ kelimesini ‘restaurant’ sözcüğüne tercih ettiğimi fark etmişlerdir. Hem Türkçe olduğu için, hem ‘restoran’ mı ‘restaurant’ mı karmaşasından kurtardığı için..Hem de neden bilmem, lokanta kafamda  çok daha sempatik bir hayal canlandırıyor.)

Kebaptan bir anda ruhun gıdasına geçiş yapmış olacağım aniden; fakat  iki gündür aklımda Gamsız Hayat şarkısı var Candan Erçetin’in. Oldum olası çok severdim bu şarkıyı,lakin sanki yıllar geçtikçe sözleri daha da bir anlamlanmış gibi geldi bana..Zira hakikaten de ‘gamsız hayat herkese başka sunuyor garip oyunlarını’ ve de ‘herkese başka soruyor geçmiş hesaplarını’..En güzeli ‘Boşvermişim Dünyaya’ şarkısı tadında yaşamak hayatı.

Hepinize afiyet olsun !

Not 1: Fotoğrafı gecce.com sitesinden aldım. Çünkü Şanda Tiryaki’nin sitesi çalışmıyordu ve ayrıca o akşam fotoğraf çekmeyi unutmuştum.

Not 2: Nöronlarım arasında dönen diğer bir şarkı da Pinhani : Dön Bak Dünyaya.. Her dinlediğimde aynı keyfi veriyor bu şarkı bana…

 

Yorum bırakın

Filed under içimden geldiği gibi, Mutluluğun Tarifi : Yemek

Hayat…

Yaklaşık 1.5 aydır yazmadığım için, iddialı bir başlıkla dönmek istedim sayfama.  Düşündüm ve aklıma “hayat” kelimesinden başka bir konu gelmedi; zira hayat yazması kolay, anlatması oldukça zor bir olgudur. Yeteri kadar felsefik bir giriş yaptığıma inanıyor ve esas konuya geçiyorum…

1.5 ay… Kimileri için ne yavaş geçmiştir; hastalığı olana, birini bekleyene, sevdiklerini kaybedene, yalnız olanlara. Bazılarınaysa bir gün gibi… Bu blogta sanırım bir iki kez kullanmıştım “hayatımın dönüm noktlarından biri” ibaresini..Ama bu kez hakikaten öyle. Soyadım değişti mesela ki bu aslında hayatımın da büyük ölçüde değişmesine tekabül ediyor aynı zamanda..

Heyecan, sevinç, stres, keyif, huzur, endişe, mutluluk..Tüm bu duyguları aynı potada eriten pek az mihenk taşı vardır insanın hayatında ve işte ben o taşlardan birini edindim bu 1.5 ay içinde.

Tam “bundan güzeli olamaz” derken, kendi dünyamıza nazar değdirdik sanırım, o korkutucu sağlık sorunu çöktü üzerimize kara bulut gibi..Ama hayat kötü tarafını gösterir gibi yapıp,bir anda vazgeçti.. Sanırım kıyamadı bize. Ve tekrar tırmandık yokuştan birlikte.. Hem iyi günde, hem kötü günde yanımızdaydı sevdiklerimiz destekleriyle, mutlu olduk bunca karışık duygunun içinde.

Kişisel dünyamın perdesini aralık bıraktım; ülkedeki olayları şaşkınlıkla takip ettim bir yandan. (Evet hala şaşırabiliyorum bu ülkede olan rezaletlere, ne kadar safım değil mi?) “Bir başkaydı benim memleketim” eskiden, ama sanırım şarkılarda kaldı bu dize hüzünlü bir halde.

Biraz edebi oldu bu yazı, içimden böyle geldi nedense…

kelebek

Yorum bırakın

Filed under içimden geldiği gibi

Sözün Bittiği Yer

Sözcüklerin, seslerin bittiği; anlamını kaybettiği olaylar vardır hayatta.. Farklı ifadelerle anlatırız bu durumları hepimiz; ‘kader’ deriz, ‘üç günlük dünya’ lafını ekleriz ve ‘hayatta her şey boş’ diye devam ederiz ardından.. İşte o anlar, sözcüklerin kifayetlerini yitirdiği zamanlara denk gelir…

Hayat dar alanda trajedi, geniş açıda komedi” demiş Charlie Chaplin yıllar evel.

İnsanoğlunun beyni, geniş açıdan bakıp da trajedileri komediye çevirecek güce sahip değil. En azından benimki değil. Nasıl olsun ki ? Daha Kasım ayında birlikte seyahate gitmiştik,gülmüştük, çok gülmüştük… 3 ay önce bizi en sevdiği kebapçıya götürmüştü ailecek; yemiş-içmiş, anılardan ve yapacaklarımızdan konuşmuştuk.. Yine aynı zamanlarda, keyifle şarkılar söylüyorduk beraber, fonda İstanbul manzarası ile. Bir anda hiç beklenmedik vefat haberi geldi, çok sevdiğimiz aile dostumuzun..Gençti daha, yapacağı bir dolu şey vardı..Eşiyle, çocuklarıyla, sevdikleriyle birlikte. Olmadı…Sözcükler bitti,gitti.

Hayat gerçekten zalim, dar alanda da, geniş alanda da…Lezzetleriyle, havasıyla, tarihiyle konuşulan yarı-memleketim Hatay; artık patlamalarla, terörle anılıyor..Onlarca kişi katledilmiş, insanlar kan ağlıyor.. Devlet tarafında yapılan açıklamalardan, korkunç demeçlerden ve insanın kanını donduran söylemlerden dolayı yaşadığım bıkkınlığı nasıl ifade edeyim, ciğerleri yanan insanların çaresizliğini nasıl anlatayım bilemiyorum…

Vicdan, merhamet eksikse bir ülkede, oradan ne köy olur ne kasaba…Eğer bir ülkede gencecik bir adam sokak ortasında futbol yüzünden katledilebiliyorsa, artık sözü, kelamı bitmiştir o ülkenin…İşte ‘sözün bittiği yer’ orasıdır.

 

 

 

 

 

Yorum bırakın

Filed under içimden geldiği gibi

Gönül Yayları

Uzun zamandır yaz(a)mamışım yine..Oradan oraya savruluyorum manen, sanki bir “ne yerde ne gökteyim, bir garip seferdeyim” halet-i ruhiyesi, düşünceleri toparlayamama vaziyeti..Beyin kıvrımlarımın arasında değişik müzikler dolaşıyor ve kafamın bulanık olduğu zamanlarda olduğu gibi; tüm notalar farklı telden çalıyor..

Burası “günlük” tutma yerim değil benim, blogumun benimsediği düstura uygun olarak bir aktiviteden bahsetmem lazım normal şartlarda, ama dedim ya; kelimelerimi toparlayamıyorum.

En son Aşkın İzleri adlı garip sanatsal çalışmayı izledim vizyonda, aklım şaştı..Yorum yapmak bile gelmedi içimden..Terrence Malick’in filmleri böyleymiş meğerse; soyut, havada uçuşan, kavramsal.. Sanırım bu filmi anlayacak ruh halinde değildim, o yüzden ilk defa değindiğim bir aktiviteyi detaylıca anlatmadan geçiyorum.

Bahar mı çarptı acaba beni ? Zaten günümüzde bazı moda “sebepler” var, insanoğlu ne zaman sıkışsa onlara başvuruyor… Canın mı sıkkın, vücudun mu halsiz, kolun mu kalkmıyor ?  Havadandır. Boynun mu ağrıyor, gözlerin mi doluyor, tepen mi atıyor ? Strestendir.

Hoşgeldin Bahar ! Güneşli günler getir bize …

Yorum bırakın

Filed under içimden geldiği gibi

Bloguma ‘WordPress’ Güzellemesi

Aşağıdaki yazı;  Wordpress ekibinin blogum için hazırladığı ‘sene sonu raporu‘ olup; bunu bu sayfada alenen paylaşmak istedim…Son haftalarda pek yazamadım, burayı ihmal ettim..Ama en kısa zamanda gezdiklerimden, gördüklerimden, yediklerimden, içtiklerimden ve halet-i ruhiyemden bahsedip, sayfamı şenlendireceğim ..

 

WordPress.com istatistik yardımcı maymunları bu blog için bir 2012 yıllık raporu hazırladılar.

600 kişi 2012 yılında Everest dağın tepesine ulaştı. Bu blog 2012 içinde yaklaşık 6.800 kez görüntülendi. Everest dağın tepesine ulaşmış her kişi bu blogu görüntüleseydi, bu kadar çok hit alması 11 yıl sürerdi.

2012 boyunca kaleme aldığım, emek verdiğim yazılarımın nükteli değerlendirmesi burada

 

Yorum bırakın

Filed under içimden geldiği gibi

Marduk : Sonbaharı Beklerken

‘İçimden geldiği gibi’ yazmayı özledim son günlerde..Yine rutin hayata, günlük döngüye kendimi kaptırdım; üstüne üstlük bilgisayarıma virüs de girince klavyemden dökülen sözcüklere uzak kaldım…

5 yıllık yoğun çalışma hayatının ardından verdiğim 5 aylık molayı da sonlandırıp; 2. perdeyi açmış bulunuyorum bir önceki yazımda da değindiğim gibi..  Eskisinden bambaşka bir düzende; farklı bir pencereden bakarak bilmediğim bir kulvarda çalışıyorum, öğrenmek için çabalıyorum..Rutinden sıyrılmanın dayanılmaz hafifliğini ve aynı zamanda bilmediğim bir işe başlamanın tatlı ‘risk alma heyecanı’nı yaşıyorum.

Sonbaharı Beklerken15 gündür buraya yazmaya değecek bir aktivitede bulunmadım sanmayın; mesela ağır ama güzel bir tiyatro oyunu seyrettim; “Sonbaharı Beklerken” adında.. Bu oyun Alzheimer sebebiyle 1999 yılında vefat eden İrlanda’nın meşhur yazarı Iris Murdoch’ın hayatını anlatmakta..Çolpan İlhan bu yaşında zarif bir şekilde oyunda döktürmekte..Tiyatroya gitmek niyetindeyseniz ve yakınlarınızda bir yerlerde bu oyuna rast gelirseniz; izlemenizi tavsiye ederim. Ancak ağır ve hatta zaman zaman depresif emareler içerdiğini belirtmeden geçmemeliyim..

Ülke gündemi –zaman zaman burada da dem vurduğum gibi–  iç karartıcı, üzücü, yorucu ve isyan ettirici..Buna alışmış, kanıksamış olmak pek acı..

Dünya gündemi enteresan; Maya Uygarlığı takvimi, güneş fırtınalarının döngüsü, sevgili Marduk (eski ismiyle Niburu), Şirince, Bugarach ve niceleri…

Gazeteler, televizyon kanalları, makaleler, sosyal medya ve hepsinden kaçmayı başarsanız da dost meclisleri son haftalarda gezegenlerin dizilimi, güneş fırtınası, göktaşı  ve benzeri konularda hayli hareketli..

Konu ilgimi çektiği için; yapılan röportajları, yazılan yazıları elimden geldiğince takip etmeye çalışıyorum..

Bu kadar vaveyla koptuğuna ve birçok bilim insanı bu konuyla haşır-neşir olduğunda göre; birtakım yansımaları olacaktır diye düşünmeden edemiyorum..Yeni bir çağa gireceğimizi, telepatik güçlerin, hissiyatların artacağını, algılarımızın açılacağını ve insanlığın gelişme göstereceğini söylüyorlar..Bakalım, hep birlikte göreceğiz gerçekte olup bitecekleri..

Hepinize bol güneşli, Marduk’suz günler…

 

 

 

Yorum bırakın

Filed under Gündem, içimden geldiği gibi, Kültür-Sanat

Çifte Bayram

Bir bayram daha eksildi ömrümüzden dün itibariyle, bugün bir yenisini; Cumhuriyet Bayramını idrak ediyoruz milletçe.. Ortalık her zamankinden daha karışık, bulanık ve de karanlık..Yasaklanan yürüyüşler, protestolar, biber gazları eşliğinde sosyal medyada, sokaklarda sesimizi duyurmaya çalışıyoruz umarsızca.

TDK’nın internet sitesine baktım; bayramın kelime karşılığı neymiş acaba diye; aşağıdaki 3 madde ile karşılaştım :

1. isim Millî veya dinî bakımdan önemi olan ve kutlanan gün veya günler

2. Özel olarak kutlanan gün
Üzüm bayramlarının eğlencelerinde bulunmak istiyorum.” – H. E. Adıvar

3. Sevinç, neşe
Sandalda, gemide bir sevinç, bir bayram, el çırpmalar, gülüşler, yaşalar.” – N. Cumalı

Nedense bu maddelerin hiçbiri bizim ülkemizde tam manasıyla gerçekleşmiyor; ne bir özel gün kutlamasının yaşattığı o coşkuyu tam olarak hissedebiliyoruz, ne de 3. maddede yer alan “sevinç,neşe” duygularını.

Öyle bir ülke ki burası; Anıtkabir’e yürümek isteyen parti liderine biber gazı sıkılabiliyor ve bir milletin coşkulu kutlaması engellenmeye çalışılıyor.

Aslında bugün; Kurban Bayramı tatilinde yaptığım Çanakkale seyahatinden, Bozcaada’da yazdan çaldığımız birkaç saatten, Bayramiç’ten, Kepez’den dem vuracaktım. Ancak günün manasını da dikkate alarak; içimden çifte bayram yazısı geldi. Hepimizin geçmiş Kurban Bayramı ve 89. Cumhuriyet Bayramı kutlu, mutlu ve umutlu olsun…

 

 

 

 

(Bu resim 2010 yılındaki Assos gezimizde tarafımdan çekilmiştir)

Yorum bırakın

Filed under Gündem, içimden geldiği gibi

Şeker Gibi Bayram

Zaman ne kadar çabuk geçiyor, inanılır gibi değil..Geçen seneki bayramlaşmalarımız dün gibi, ne zaman sene-i devriyesi geldi o günlerin, nasıl geçti koca kış, bahar, yaz ?  Sanki yaşlıymışım gibi; eski bayramları, geçmiş günleri yad edip “nasıl geçiyor günler” diye şaşırıyorum..

Seviyorum bayram sabahı telefon trafiğini, mesajları, tebrikleri, uzun zamandır konuşma fırsatı bulamadığım kişilerle iki çift laf etmeyi..

Çok uzun yıllar boyunca; nice bayramı ailemle,eşimle, sevdiklerimle, dostlarımla eksilmeden ve hatta artarak kutlamayı diliyorum hep..

Bayram tatilinde İstanbul’da olanlar için öneri mahiyetinde bir iki fikir yazmak gerekirse; öncelikle yakın yerlerdeki sayfiye yerlerini tavsiye ederim.. Örneğin Sarıyer yakınlarındaki Uzunya bu tip yerlere bir örnek teşkil edebilir..Denize nazır balık yemek ve hatta tesisin kendi koyunda güneşlenip denize girmek mümkün..Daha fazla bilgi için buraya tıklayabilirsiniz..

Anadolu yakasında oturanlar ise Şile tarafındaki Lavanda Otel‘i tercih edebilirler.. Ben henüz burayı görmedim, ancak gidenler çok fazla övdüler; üstelik birçok gazetede de “En iyi 10 butik otel” listelerinde boy gösterince, benim de nazarı dikkatimi celp etti..

Bayramda İstanbul eminim her zamanki halinden daha sevimli olacaktır,  tenha, gürültüsüz, koşturmasız ve trafiksiz..

Herkese mutlu, kutlu , umutlu, kazasız ve dertsiz bayramlar…

Yorum bırakın

Filed under içimden geldiği gibi